Rektörlerin toplantısı ardından yapılan açıklamada adeta “Erdoğan cumhurbaşkanı olmasın” deniliyor. Bu görüşü desteklemek için getirilen kanıtlar ise tartışılmalıdır. Çünkü kanıtlar arasında bazı tutarsızlıklar bulunmaktadır.
Tutarsızlıklardan biri, seçim sistemi dolayısıyla, bu Meclis’in bütün ülkeyi temsil niteliğine ilişkin görüşte ortaya çıkıyor.
Yirmi yılı aşkın süredir, baraj sisteminin getirdiği seçim sonuçlarının sakıncaları tartışılmış, Meclis’te temsil edilmeyen oy oranı büyüklüğünün zararları belirtilmiştir. 25 yıldır geçerli olan bu seçim sistemini hiçbir siyasi iktidar değiştirmemiştir. Bu süre içinde ANAP, DYP, SHP, CHP, MHP, DSP, FP, AKP iktidar olmuş ancak sisteme dokunmamışlardır. Aynı süre içinde 6 genel seçim ve üç cumhurbaşkanı seçimi yapılmıştır.
Bu Meclis’in temsil niteliğinde zaafiyet olduğunu kabul edersek, yapacağı her seçimin tartışmalı olduğunu da kabul etmek durumundayız.
Rektörlerin mantığını devam ettirirsek;
o zaafiyeti bu Meclis’in seçeği her cumhurbaşkanı Çankaya’ya taşımış olacaktır. Dolayısıyla bundan önceki üç cumhurbaşkanı da bu zaafiyet içinde seçilmiş olmaktadır.
Rektörlerin açıklamasında, bir süre önce ortaya atılmış olan, Meclis’in ilk toplantısında 367’den bir fazla üyenin hazır bulunması, yoksa seçimi sürecinin devam edemeyeceği görüşü de tekrarlanıyor. Bu iddiayla ilgili tartışmalarda, hukukçuların önemli bir çoğunluğunda “Anayasa’nın ruhu ve maddenin bütünüyle amaçları” göz önüne alındığı zaman bu mantığın geçerli olamayacağı görüşü ağır basmıştır.
Kaldı ki, eğer AKP örneğin ANAP ile anlaşır, Meclis 367 üyeyle toplanır ve ilk oturumda cumhurbaşkanı seçerse bütün tartışma da ortadan kalkmış olacaktır.
Rektörlerin açıklamasında yine bir görüş, Erdoğan’ın adı verilmeden tekrarlanıyor. Buna göre Erdoğan “sabıkalıdır” ve aday olamaz. “Sabıkalı” ve “eski hükümlü” kavramlarıyla ilgili bir açıklık bulunmamaktadır. Ancak, Erdoğan milletvekili seçilirken böyle bir yaklaşım söz konusu olmamıştır. Ayrıca “sabıkalılık” durumu da sadece Adalet Bakanı’nın bir yazısıyla silinebilmektedir.
Rektörlerin “Erdoğan cumhurbaşkanı olmasın” derken getirdikleri hukuki dayanaklar güçlü değildir.
Rektörler “siyasi” bir tavır alabilir ve bunu kamuoyuna aktarabilirler. Ama konu “siyasi”dir, zorlama hukuksal dayanaklar yerine “siyasi” olarak açıklanmalıdır.
not: Kuzey Irak’ta Türkler
Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi, Amerikan desteğiyle elde ettiği petrol gelirleriyle yoğun bir imar faaliyeti yürütüyor. Havaalanları, üniversiteler, hatta lüks konutlar yapılıyor. Ve doğal olarak bunları yapanların çok büyük bir bölümü Türklerdir; Türk iş adamları, müteahhitler, işçiler. Kuzey Irak’ta tüketilen hemen her şey Türkiye’den gidiyor. Sudan, gazozdan, bisküviye kadar. Barzani’nin yeni sarayını bile bir Türk müteahhit yapıyor. Bundan sonra da böyle olacak. Orada kurulacak üniversitelere bilimsel desteği ve kadro desteğini Türk üniversiteleri verecek. Şu anda 913 Türk şirketinin Kuzey Irak’ta faaliyet gösterdiğini Serpil Yılmaz Milliyet’te yazdı. Bu sayı daha da artacaktır. Ve bu şirketlerin sahipleri arasında HADEP’li politikacılar da vardır, MHP’liler de.

