Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt da konuştu. Devletteki, kendisinin “hastalık” diye nitelediği bir durumu anlattı. Ama anlattığı, hastalığı geçmiş, çöküşe yaklaşmış bir durum.
Söylediği hastalıklı durum şu: “Adalet Bakanlığı İçişleri Bakanlığı’na; MİT, Emniyet’e, Emniyet MİT’e güvenmiyor.”
Sonra “çöküş” geliyor: “Ben asker olarak Emniyet’in istihbaratına güvenmiyorum, çünkü bana istihbarat getirecek kurum benim hakkımda istihbarat topluyor. Bunlar gerçek vakalar.”
Yanlış anlamak mümkün değil: Emniyet İstihbarat, Genelkurmay Başkanı’nı da izliyor, hakkında istihbarat topluyormuş!
Bu tür iddialar bir süredir, Ergenekon soruşturması dolayısıyla da kamuoyuna yansıyordu. Ama emekli orgeneral Büyükanıt gibi yetkili ve sorumlu bir kişinin ağzından çıkan, bir iddia değildir. Kendisi de inanmayacaklar olursa diye “bunlar gerçek vakalar” cümlesini eklemiş.
Bu ifadelerden çıkarılacak bir sonuç da şudur: Eğer Emniyet İstihbarat Genelkurmay Başkanı’nı bile izliyorsa, Genelkurmay İstihbarat da Emniyet’i, bakanına kadar izliyordur.
Büyükanıt bu hastalıklı ilişkileri anlatırken MİT ve Adalet Bakanlığı’nı da zikrettiğine göre, birbirini izleyenler Genelkurmay ile Emniyet’ten ibaret değil. Büyükanıt’ın anlatımından çıkacak mantıklı sonuç, bunların da gizli dinleme faaliyetleri içinde yer aldıklarıdır.
Büyükanıt belirtmemiş, ama bir de Jandarma İstihbarat olduğu, bu kuruluşun da gizli dinleme imkânlarına sahip olduğu epeydir söyleniyor.
Manzara buysa, Büyükanıt’ın söylediği “hastalık” durumu çoktan aşılmıştır. Ülkenin güvenliği ile ilgili kurumların birbirini dinlediği ve izlediği bir ortam hastalık ortamı değil, çöküş ortamıdır.
Ankara’da küçük ya da büyük iktidarlar uğruna her zaman mücadeleler yaşanır ve bunların da bir yere kadar siyasetin içinde olduğunu düşünmek doğaldır. Ama varlık nedenleri “kamu görevi” yapmak olan kurumlar birbirleriyle bu şekilde savaşıyorsa, bunun adı siyaset değil başka bir şeydir.
Büyükanıt, asker-siyaset ilişkisi dolayısıyla, Genelkurmay’ın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmasıyla ilgili olumsuz görüşü de “Savunma Bakanı’nın paltosunu tutan komutanları da gördük” cümlesiyle ifade ediyor.
Terfi uğruna bakan paltosu tutan komutan olmuşsa, başbakan paltosu tutan da çıkabilir. İşte o zaman Ankara “çöküş”ün kıyısına değil göbeğinde gelmiş olur.

