Haberin Devamı
Genelkurmay, iki gündür basında ayrıntıları yayınlanan “Balyoz Planı”nın varlığını kabul etti. Bundan önce ortaya çıkan değişik müdahale planlarıyla ilgili olarak, değişik tonlarda yapılan yalanlamaların tümü de böylece “kadük” oldu.
Bu doğrulama ile Genelkurmay “Biz böyle planlar yaparız, bunlar üzerine varsayımlar ve zihin idmanları yaparız; bu, eğitimin bir parçasıdır” demiş oluyor.
Bövle bir planın ya da zihin idmanının hayata geçirilmesinden daha önemli olan, bu tür “harp oyunu”, daha doğrusu “kendi halkına karşı harp oyunu” oynama zihniyetinin varlığını 2000’li yıllarda devam ettirmesidir.
Bu plan gerçekleşmedi. Ama bugüne kadar ortaya çıkan değişik plan ve çalışmaların içinde yer alan birçok unsur geçtiğimiz yıllarda gerçekleşti. Bir bölümü de sürmekte olan Ergenekon davası dosyalarında yer alıyor. Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı açıklamanın aksine, gömülü silahlar bulunmaya devam ediyor.
Sivillerin “kullanılması”yla ilgili planlar da önemli ölçüde hayata geçmiştir.
Balyoz planı içinde yer alan “tutuklanacak” ve “faydalanılacak” gazeteciler listeleri, o listeleri yazanların mantığını çok açık şekilde gösteriyor. Ergenekon davasında yer alan belgelerde de gazetecilerle ilgili bazı tasnifler yer almakta, o planları hazırlayanlar da basını “dost kuvvetler-düşman kuvvetler” diye ayırmaktadır.
Planların tümündeki ortak mantık ise ne yazık ki neredeyse bütün Türk halkının “potansiyel düşman” ya da “hain” olabileceği üzerine kuruludur.
Bunları düşünen ve yazanlar için sadece kendileri vatanseverdir, dolayısıyla ülkeyi “potansiyel düşmanlar”dan kurtarmak için her yol mübahtır.
Balyoz Planı’nın uygulamaya geçmemiş olması, bir “harp oyunu” olarak “iç harp eğitimi” için kullanılmış olması durumun vahametini azaltmıyor. Kendi halkını düşman olarak gören ve buna göre Nazi dönemi sistemlerini ya da doğu Avrupa komünizminde yaygın olarak uygulanan ihbarcı sistemini kurmayı öngören; önce bir tür iç harp çıkarıp sonra iktidara el koymayı düşünebilen bir mantığın 2000’li yıllarda Mustafa Kemal’in kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde mevcudiyeti ve o mantığı açıkça savunanların var oluşu gerçekten çok üzücüdür.
Türk Silahlı Kuvvetleri, içindeki bu kendi halkını düşman görebilme mantığını ve ruh halini sonsuza kadar temizlemek göreviyle karşı karşıyadır.
Bu görevin yerine getirilmesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri yıpranmayacaktır. Tersine, güçlenecektir çünkü kendisini 60’lı, 70’li yılların kalıntısı olan hastalıklardan temizlemiş olacaktır.

