Haberin Devamı
Tuğçe Baran ile yıllardır köşe komşusuyduk. Gazetede artık Tuğçe Baran olmayacak, o ismin ardındaki gerçek yazar, kendi adıyla yazacak.
Mutlu Tönbekici kendi adına kavuşmanın verdiği heyecanla Ayşe Arman ile konuşmuş. Tuğçe Baran olarak yazmanın eğlenceli olan ve olmayan yanlarını anlatmış.
Mutlu ile Ayşe’nin dünkü Hürriyet Cumartesi’deki sohbetini okurken bir cümle dikkatimi çekti, tekrar okudum. Demiş ki Mutlu: “Köşesiyle dünyayı ve memleketi kurtaracağını sanan sersemlerden değilim...”
“Köşe yazarlığı” denilen iş bizim basınımızda dünya basınına kıyasla çok farklı bir mahiyet kazandı. Bazı hesaplara göre, ülke çapında dağıtılan ve satılan gazetelerdeki köşe yazarlarının sayısı 600’ü aşıyor.
Bu tablonun altında da bizim basında köşe yazarlığının farklı türlerinin ortaya çıkmış olması yatıyor.
Hayatın her alanından, farklı ayrıntılarından, keyiflerinden söz eden köşe yazarları sayesinde siyasi yazılar dengeleniyor, okurlar soluk alma imkânı buluyor.
Bu durum tabii “köşe yazısı” kavramını da oldukça karmaşık hale getirdi. Bizde toptancı bir anlayışla “köşe yazısı” kapsamına sokulan gazete yazısı türleri ve o türlerin yazarları başka ülkelerde farklı adlarla sınıflandırılıyor. Örneğin “yemek yazarı,” “sinema eleştirmeni”, “seyahat yazarı”, “kitap eleştirmeni” vs. gibi. Siyasi tahlil yapılan “köşeler” de Batı’da daha çok “editoryal” olarak adlandırılıyor.
“Siyasi tahlil” denildiğinde de bizim basında ilginç farklılaşmalar yaşandı. Bazı “köşe sahipleri” en heyecanlı okur kitlesinin coşkuyla karşıladığı “misyon” sahibi yazar olmayı tercih etti. Tabii onlar da kendi aralarında birkaç kategoriye bölünüyor. Toplumsal heyecanın arttığı dönemlerde “kodum mu oturturum” üslubunu tercih etmiş meslektaşlar bu heyecana en iyi karşılık verir şekilde gazete köşelerini dolduruyor.
Mutlu’nun “Köşesiyle dünyayı ve memleketi kurtaracağını sanan sersemlerden değilim” cümlesini tekrar okuyunca insan, “ben de acaba Mutlu’nun sersem dediklerinden miyim” diye düşünmeden edemiyor.
Aslına bakılırsa her gün dünyanın halleri, siyasilerin gafları üzerine düşünmek, eğrileri tespit edip doğruları bulmak için uğraşmak bazı sıfatları hak etmiyor değil. Bu faaliyet içinde çok yıllar geçirmiş olanlar sık sık “ben bu işe başladığımda da aynı şeyleri yazıyordum hâlâ aynı şeyleri yazıyorum” diye düşünür ve yıllarını boşa geçirdikleri duygusuna kapılırlar.
Mutlu haklı, köşe yazılarıyla dünyanın ve memleketin kurtulması mümkün değil. Ama kendisini “kurtarıcı” veya “savaşçı” gibi gören köşe yazarlarını da anlamak gerekiyor.
Lise öğrencisiyken imzam ilk kez bir edebiyat dergisinde çıktığında kendimi dünyanın en önemli insanı zannetmiştim. Köşe yazarlığı bu duyguyu her zaman canlı tuttuğu için de her genç gazetecinin mesleğindeki en büyük hedef olmaya devam edecek.
Köşe yazarlığı üzerine daha çok şey söylenebilir, ama bu mesleği icra edenlerin “Mutlu’nun sözünü ettiği sersemlerden biri de ben miyim” sorusunu arada bir sormasının da kendilerine bir zararı olmayacaktır.

