Hanefi Avcı olayı

Haberin Devamı

Her durumda iki keskin tarafa ayrılmaya alışmış insanlarımız Hanefi Avcı olayında da yine keskin bir şekilde iki tarafa ayrıldı. Bir tarafa göre Hanefi Avcı’nın durumu karışık, hatta karışık olduğunu anlatmak için özel hayatı da kullanılabilir.

Diğer tarafa göreyse Avcı, Gülen cemaatinin devlet içinde örgütlenmesini “deşifre” ettiği için komploya kurban edildi...

Hanefi Avcı adı 90’lı yıllarda duyuldu. Gayretli bir emniyet görevlisiydi. Güneydoğu’da istihbarat sorumlusu olarak çalışmış, işkencelere bile katılmış, ama yıllar içinde gözledikleri dolayısıyla “değişmiş” bir kamu görevlisiydi.

Susurluk olayının ardından devlet içindeki çeteleşmeler, kontrgerilla faaliyetleri yavaş yavaş ortalığa dökülürken Avcı adı da bütün bunların basına ve kamuoyuna ulaşması için çaba gösteren bir “demokrat” polisin adı olarak duyulmaya devam etti.

O dönemde, Fethullah Gülen cemaatinin devletin içinde etkinliğini artırdığı konuşulmaya ve bu kamu görevlilerinin özellikle askerle ve derin devlet denilen yapıyla çatışma içine girdiğine ilişkin bilgiler de yayılmaya başladı. Avcı, o sırada Gülen cemaatine mensup bir emniyet görevlisi olarak görülüyordu. Gazetecilerle, siyasi yazarlarla ilişki kurmaktan çekinmiyordu. Basında yine “derin devlet” deyimiyle özetlenebilecek ilişki ve yapılanmalar hakkında yer alan birçok bilginin ardında onun adından söz ediliyordu.

Bugün Gülen cemaatine atfedilen bilgi ve belge yayma faaliyetleri o dönemde yaygınlaşmaya başlamıştı ve bu süreçlerde ortada sürekli olarak Avcı’nın adı geçiyordu.

GARİP BİR ÖRGÜT

Hanefi Avcı’nın çok tartışılan kitabında üç ana unsur öne çıktı.

Birincisi, Gülen cemaatinin özellikle emniyette çok güçlü şekilde örgütlü olduğu ve istediği gibi hareket edebildiği.

Kitapta birçok isim ve olay yer alıyor, ancak belge niteliği taşıyan bir kaynak bulunmuyor.

İkincisi, Hrant Dink cinayetinin bir “milliyetçi arkadaş çevresinin” işi olduğunda ısrar. Bu cinayetle ilgili davada ortaya çıkmış birçok resmi belgenin yanında bazı emniyet mensuplarının görevi ihmalden suça kadar giden işlemlerinin hiçbiri yer almıyor.

Üçüncü önemli unsur da, Ergenekon davalarının “uyduruk olduğu” görüşüdür. Susurluk olayıyla birlikte devlet içindeki yapılanmaları izlemiş ve aktarmış bir istihbaratçıdaki köklü görüş değişikliği de dikkati çekmişti.

Hanefi Avcı’nın kitabı yayınlama zamanı da tartışma konusu oldu, ancak daha da önemlisi bütün bu olayların içinde “Devrimci Karargâh” adlı bir “sol” örgütün ortaya çıkmasıdır. Biraz sol üsluba yakın olanlar bile bu örgüt adındaki tuhaflığını görebilir. Ancak olayın patlaması İstanbul’da kanlı bir çatışmayla oldu. Bu olayın ardından, yakın bir çalışma arkadaşımızın da haksız yere tutuklanmış olması dolayısıyla söz konusu örgütün garabetini izleyebildik.

Avcı için iddia ve tutuklanma nedeni, örgütün mensuplarına yardım olarak açıklandı. Bu iddia kuşkusuz yeterli değil. Ayrıca söz konusu örgütün çevresine 70’li yıllardan devrimci çevrelerin de katılmaya çalışılması durumu iyice garipleştiriyor.

Avcı’nın özel hayatıyla ilgili yayınların ve kınayıcı tavırların üzerinde durmaya bile gerek yok. Bunlar en hafif deyimiyle ayıptır, yapanların hepsi söz konusu kişilerden alenen özür dilemelidir.

Hanefi Avcı’nın hızla tutuklanması da gerekçesi gibi açıklanmaya fazlasıyla muhtaç bir konu.

Olayın bütününe baktığımızda çok fazla karanlık nokta olduğunu görüyoruz. Açıklığa kavuşması gereken çok fazla alan var. “Cemaat komplo kurdu, intikamını aldı” cümlesini söyleyip tavır almak kolay ve şu anda geçerli olabilir ama manzara ve karanlık alanların çokluğu dolayısıyla acele edilmemesi yerinde olur.

Tabii ki acele tutuklama ve kişiliğe saldırılar da durumu biraz daha karartıyor. Belki de amaç zaten budur.

DİĞER YENİ YAZILAR