Halkın yetkisi

Başbakan son konuşmalarında sürekli olarak "halkın verdiği yetkiye" dayanarak toplumsal uzlaşma aramalarına gerek olmadığını savunuyor

Haberin Devamı

Başbakan son konuşmalarında sürekli olarak "halkın verdiği yetkiye" dayanarak toplumsal uzlaşma aramalarına gerek olmadığını savunuyor.

Halkın verdiği yetkinin sınırlarını Anayasa çizer ve bu yetkinin hangi organlar tarafından kullanılacağını da açık olarak gösterir. "Yetkinin" çerçevesine bütün anayasal kurumlar girdiği gibi Cumhurbaşkanı da giriyor. Cumhurbaşkanı'nı da halkın yetki verdiği Meclis seçiyor.

Parlamenter sistemde işleyişin temeli, yargının da yer aldığı böyle bir güçler ayrılığıdır. Mantığı da bütün güçlerin aynı anayasal çerçeve içinde birbirlerini denetleme dengesinin gözetilmesidir. Bu denge bir "çatışma" dengesi değil birbirini "denetleme" dengesidir. Yargıtay bunun için vardır, Anayasa Mahkemesi bunun için vardır. Ve ayrıca geleneklerin, teamüllerin oluşturduğu yazılı olmayan kurallar sistemi vardır. Her şeyin Anayasa'ya yazılması gerekmez.

Örneğin "Cumhurbaşkanı ve eşi, Başbakan ve eşi şöyle giyinir" diye bir madde yazılması, o makamlara aday olanlar için adeta hakarettir. Ama Anayasa'da böyle bir madde olmadığı için geleneklerin, toplumsal hassasiyetlerin dışında davranmak hakkı olduğunu düşünmek, "halk yetki verdi" gerekçesiyle de mümkün değildir.

Bugünkü demokrasi anlayışında halkın 4-5 yılda bir oy verip evine çekilmesi, o dönem için yetki alanların da istedikleri gibi at koşturması yok. Tam tersine, "sivil toplum örgütleri" denilen organlar aracılığıyla halk "yetki denetimini" sürekli olarak kullanabiliyor.

Hükümetin, aslında halkın "emrinde" olan bürokrasiyle ilişkisi de böyle bir denetim ve paylaşım üzerine kurulmak durumundadır.

Bürokrasi, hükümetin emrindeki memurlar topluluğu değil, halka hizmet etmekle yükümlü, siyasi iktidarın politikaları çerçevesinde çalışan bir örgüttür.

AKP'nin üst yönetiminde bu örgütü parti örgütü ile karıştırma eğiliminin de oldukça güç kazandığı, Başbakan'in çeşitli beyanlarından anlaşılıyor.

"Halkın verdiği yetki"nin "her şeyi yapma" hakkını kapsadığı mantığı bugünkü özgürlükçü demokrasi kavramı içinde yer almıyor. Bu mantık demokrasinin emekleme döneminde olduğu geçen yüzyılın ilk bölümüne ait.

Ankara'da ciddi bir "demokratik sistem" eğitiminin şart olduğu bir kez daha ortaya çıktı.

Demokrasi nedir? Parlamenter demokrasi nedir? Anayasa ne işe yarar, ne için yazılır? Halkın yetkisi ne anlama gelir?

Bu soruların cevaplarını hukuk, siyasal ya da diğer toplumsal bilim eğitimi görenler bilir. Ama Ankara'daki bazı etkili ve yetkili zevat henüz bu bilgilere ulaşmış gibi görünmüyor.

DİĞER YENİ YAZILAR