Anayasa değişikliğinin halkoyuna sunulmasına aslında hiçbir gerek kalmadı. Çünkü yeni bir anayasa hazırlanıyor ve halkın onayına sunulan maddeler yeni anayasada yer alacak.
Bu durumda 21 Ekim’deki anayasa referandumuna halkın katılımının düşük olması çok muhtemeldir.
Buna karşılık AKP ve Erdoğan bu oylamayı kendi partisi ve hükümeti için bir tür güven oylaması tekrarı olarak görme eğiliminde.
Erdoğan 21 Ekim’e kadar Meclis’in tatile girmesini, AKP’li vekillerin ve örgütün kendi bölgelerinde yoğun şekilde çalışmalarını istiyor.
Seçim galibiyetiyle canlılığını koruyan AKP örgütü, halkı sandığa götürmeyi ve çok yüksek bir oranla değişikliğe evet denilmesini sağlamaya çalışacaktır. Ve 21 Ekim oylamasında “hayır” için faaliyet gösterecek herhangi bir siyasi güç de bulunmuyor.
Katılım genel seçime göre daha düşük olmasına rağmen yüksek bir oranda “evet” çıkması kesin gibidir.
Örneğin yüzde 70’in üzerinde bir “evet” oranı AKP hükümetinin genel seçime göre daha büyük halk desteğine sahip olduğunun kanıtı olarak kullanılacaktır. Karşıda bir rakip olmadan böyle bir başarı sağlanmış olması aynı zamanda muhalefetin etkisizliğinin göstergesi olacaktır.
Malezya benzetmeleri ve korkuları bir yana, yakın gelecekle ilgili gerçek korkulu dönemin başlangıcı 21 Ekim günü olabilir.
Halkın yüzde 70’lik 80’lik bir desteğine sahip olduğuna inanmış bir AKP’nin “iktidar hastalığı”na yakalanma olasılığı da o andan itibaren çok artacaktır.
Genel seçimde yüzde 47 oy almış, kendi partisinden cumhurbaşkanına sahip, halkoylamasında yüzde 70’in üzerinde destek görmüş olan bir siyasi partinin bütün örgütü ve destekçileriyle bambaşka bir havaya girmesine şaşmamak gerekir.
Bürokrasideki sorunlarını aşmış güçlü bir hükümet, yetkileri ne kadar azalırsa azalsın yine de “temsil”in ötesinde bir işleve sahip cumhurbaşkanıyla birlikte hiçbir muhalefet engeline takılmadan “hükmetme” imkânlarına sahip olacaktır. Kendisini olduğundan güçlü görmekten kaynaklanan iktidar hastalığını yaratacak bütün unsurlar böylece tamamlanacaktır.
Demokratik düzende “yönetme” ile “hükmetme” arasındaki fark tam olarak anlaşılmayınca ortaya çıkan olumsuzlukların birçok örneğini çok partili dönemde defalarca yaşadık.
Herhangi bir muhalefetin ya da sistemi dengeleyici unsurların bulunmadığı siyasi yapılar yozlaşmaya en uygun yapılardır.
Halk ne diyecek?
Haberin Devamı

