Haberin Devamı
Başbakan Erdoğan, anayasa değişikliği paketi üzerinde muhalefet ya da geniş bir uzlaşma aramak yerine “onayı” halktan alma yolunu seçti.
AKP’nin Meclis’teki gücüyle anayasa değişiklikleri yapılacak, ancak zorunlu olarak referanduma gidilecek.
Muhalefetin bu konuda Anayasa Mahkemesi’ne gitmesinin yaratacağı hukuk tartışmalarının ötesinde, referandumun kendisi, başbakan’ın söylediği gibi “basit” bir iş değil.
Türkiye’de anayasa değişikliği için geçerli referandum sistemi, örneğin İsviçre’de en basit konularda bile halkın fikrinin doğrudan sorulması şeklindeki halkoylaması sisteminden çok farklı.
Bizde üç kez referandum yapıldı. Birincisi 1982 Anayasası ve Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığının onaylanmasına ilişkindi. Karşı görüş belirtilmesi bile yasaktı, yüzde 92 evet çıktı.
Askeri yönetimin, silahların gölgesinde yapılan bir referandumdan bile çekinmesi, Evren’in kendi cumhurbaşkanlığını tam anlamıyla “araya sıkıştırması” referandumun ne kadar hassas bir iş olduğunu gösteriyor.
Başbakan’ın öngördüğü referandumda halka söylenecek olan şudur: Ben ülkeyi eski koşullarda yönetemiyorum, yönetmek için yeni kurallara ihtiyacım var ve senin bu onayı vermeni istiyorum...
Eğer halkın buna cevabı “vermiyorum” olursa Başbakan’ın söylediği gibi hükümetin istifa etmesi zorunlu değildir, ama böyle temel bir konuda halktan destek alamamış bir yönetimin de yerinde durması siyaseten mümkün değildir.
Türkiye’deki ikinci referandum, Özal’ın başbakanlığı sırasında, askeri yönetimin koyduğu siyasi yasakların kaldırılması konusunda yapıldı.
Ekonomideki liberalliği siyasetteki liberalliği ile uyumsuz olan Özal, askeri yönetimin koyduğu yasakların devamını istemiş, aldığı cevap “hayır” olunca istifa etmemiş ama kendisiyle partisi son derece hızlı bir şekilde inişe geçmiş ve ilk seçimde iktidarı teslim etmiştir.
Dışardan bir örnek de 1968 Fransa’sından verilebilir. Önce öğrenci ve gençlik ayaklanmasıyla kendisini gösteren 68 olayları büyük grevlerle yayılınca Fransa ciddi bir kaos ortamına girmiş, Devlet Başkanı General de Gaulle duruma tepki gösteren halktan ek yetkiler istemiş ama “hayır” cevabını almış ve böylece “ulusal kahraman” istifa edip köyüne çekilmiştir.
AKP’nin anayasa değişikliği paketini bir hükümet tasarısı değil, AKP’nin önerisi olarak gündeme getirmesinin nedeni anlaşılıyor ki “hayır” çıkması durumunda hükümetin “değişikliği biz yapmadık AKP yaptı” diyebilmesini sağlamak.
Ama bu kurnazlık olayın esasını değiştirmez.
Hazırlanan anayasa değişikliği paketinin boyutu ne olursa olsun, referandumda “hayır” çıkması durumunda hükümetin yerinde durması mümkün değildir.
12 Eylül notu
AKP’nin anayasa değişikliği paketinde, 12 Eylül darbecilerini hukuken koruyan geçici maddeleri kaldıracak bir unsurun yer alıp almayacağı belli değil. Evren ve kadrosunu koruyan bu maddeler kaldırılarak yargı yolunun açılmaması durumunda, hükümete sorulan “olmamış darbenin üzerine gidiyorsun, neden olmuş darbenin üzerine gitmiyorsun” sorusu fazlasıyla haklılık kazanmış olacaktır.
Anayasa değişikliği konusunda konuşan AKP sözcüleri, demokratik ilerleme sağlayacak bazı değişiklikleri anlatırken şu ana kadar bu konudan hiç söz etmedi.

