Haberin Devamı
Dezenformasyon, gazetecilik dillerinde yanıltıcı haber anlamına gelir. Her yanıltıcı haberin bir amacı vardır. Gazeteciler, bazen arkasındaki yanıltma amacını sezerek haberi kamuoyuna aktarmazlar. Bazen de aktarırlar.
Hrant Dink cinayetinden itibaren Türk medyası günlerdir “dezenformasyon” yağmuru altında. Gazete ve televizyonlar elde ettikleri her bilgi kırıntısını kamuoyuna aktarmaya çalışıyor. Bu son derece anlaşılır bir durum. Çünkü kamu yetkililerinin doğru bilgi vereceğine kimse inanmıyor. Dolayısıyla gazeteciler ellerindeki bütün imkânlarla cinayetin ardındaki ilişkileri ortaya çıkarmak için çalışıyor.
Bu bilgi yağmurunun içinde en gerçek haber ise karakol olayıdır. Burada kimsenin inkâr edemeyeceği bir gerçek ortaya çıktı.
Emniyet ve jandarma görevlilerinin cinayet zanlısı ile kurdukları samimi bağlar hiçbir kıvırtmaya gerek bırakmayacak açıklıkta.
Hukuk devletlerinde böyle vahim bir durumun sorumluları olarak en tepedekiler görülür ve onlar herhangi bir çağrıya gerek bırakmadan görevlerinden ayrılır. Bizde ise olayın asker kanadı bir komplo beyanında bulunmuş ve görüntülerin kasıtlı olarak aktarıldığını söylemiştir. Bu, olabilecek en kötü savunmadır. Çünkü ortada bir olay var ve aktaranın amacı ne olursa olsun, gerçek. Nitekim bu olay dolayısıyla dört polis görevden alındı, dört jandarmanın görev yerleri değiştirildi. İşlenen suçun cezasının bu kadar zayıf oluşunu da en tepedeki kişiler açıklamak zorunda. Ama kimse açıklamaya yanaşmıyor. Çünkü her açıklama en tepedeki sorumlulukları hatırlatacak, koltukları sallayacaktır. Buna karşılık burada da ceza, haberi yayınlayan televizyon kanalına verildi. Ve bunun da açıklanabilir bir tepki olmadığı bellidir.
Kesin bilgilerden biri de cinayet ihbarının Trabzon Emniyeti tarafından İstanbul’a bildirilmiş olmasıdır. Bunu da yalanlayan olmadı; tam tersine, yetkililer doğruladı. O zaman İstanbul Emniyeti kelimenin tam anlamıyla “hallaç pamuğu” gibi atılmıyorsa birilerinin hangi nedenlerle korunduğunun da açığa çıkması gerekiyor.
Başsavcı dünkü açıklamasında, soruşturmanın gizliliği ilkesini hatırlatmış ve medyayı buna uymaya çağırmıştır. O zaman Başsavcı’ya, İstanbul Emniyet Müdürü’nün zanlının yakalanmasının hemen ardından yaptığı açıklama ile ilgili olarak ne işlem yapıldığını sormak da her vatandaşın hakkıdır.
Hrant Dink cinayetinin ardından yaşanan dezenformasyon dalgasının amacının izleri birbirine karıştırmak olduğunu düşünmek için çok fazla neden var. Bu kirlilik kafaları biraz daha karıştıracak, hatta medyada yer alan haberlere itibar edilmemesini sağlayabilecektir.
O zaman yetkililere, en tepedekilere; Başbakan, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Jandarma Genel Komutanı’na çok açık sorumluluklar düşüyor. Onlar bu görevlerini geciktirdikleri sürece her türlü çete oluşumuna, bu çeteleri vatansever, katilleri de kahraman gibi gören ve göstermek isteyenlere cesaret vermiş olacaklardır. Şu anda olan da budur.

