Haberin Devamı
Bir toplumda bütün temel kurumlara güven sürekli azalıyorsa o toplumun kendisine güveni de azalıyor demektir. Kendisine güveni azalan bir toplumda ilk refleksin muhafazakâr değerlere dönüş ve onları koruma eğilimi olması doğaldır. Güven duygusu azaldıkça korkular artar, korkular arttıkça içine kapanma eğilimi artar.
Türk toplumunun yine böyle bir süreç içine girdiği görülüyor.
Bu yargıya varmamızın nedeni A&G araştırma kuruluşunun yaptığı son “güven” araştırmasının sonuçlarıdır.
Bu tür araştırmalarda her zaman en çok güvenilen kurum olarak “ordu” ortaya çıkıyor. Bu doğaldır, bir ülkenin ülke olarak varoluşunun güvencesi, rejimi ne olursa olsun, hâlâ silahlı kuvvetleridir. Türk toplumunun orduya güven oranı 2000 yılında yüzde 91,1’di. Bu oran 2008 kasımında yüzde 81,6’ya düşmüş.
2000 ve 2001 yıllarında Cumhurbaşkanı’na güven oranı yüzde 94,7 ve yüzde 85.7 ile ordunun da önünde çıkmıştı. 2008 kasımında Cumhurbaşkanı’na güvenenlerin oranı yüzde 44,5’tir.
Meclis’e geldiğimiz zaman, büyük bir “yıpranma” burada da karşımıza çıkıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne güven 2000’de yüzde 60,4, 2008 kasımında yüzde 43,9’dur. Siyaset kurumunun sürekli gerilemeye devam ettiği bu oranlarda açıkça görülüyor.
Başbakan’a gelince durum daha da vahimleşiyor. 2008 ocağında Başbakan Tayyip Erdoğan’a güven oranı yüzde 62,8’dir, 2008 kasımında ise yüzde 29,7’ye düşmüştür. Bu dönem Erdoğan’ın neredeyse her kesimle savaştığı, sürekli gerilim yarattığı dönemdir.
AKP hükümetine güvende de aynı eğilim görülüyor, ocakta 61,2’den kasımda 32’ye düşmüş. Başbakan ile hükümet arasındaki küçük bir fark, Erdoğan’ın “bizzat” kendi güvenilirliğine zarar verdiğini de gösteriyor.
Yine 8 yılık sürece bakıldığında televizyonlar da, gazeteler de, muhalefet de ciddi güven kaybına uğramış görünüyor. Aynı durum, daha az oranlarda da olsa yargı ve polis için de geçerli.
Bütün kurumlara güvensizliğin had safhada olmasını çok ayrıntılı tahlil etmek gerekiyor. Kendi kurumlarına, kendi kendine güveni bu kadar azalmış bir toplumsal yapının tekrar olumlu yönde harekete geçirilmesinin güçlüğü ortadadır.
Yılgın ve bezgin bir toplumu maceralara sürüklemenin kolaylığı da bu durumun unutulmaması gereken bir boyutudur.

