Haberin Devamı
Güney Osetya ve Abhazya, Gürcistan’ın içinde, özerklik hakları bulunan bölgelerdi. “Di”, çünkü Rusya askeri müdahale ile bu bölgelerin “tümüyle” bağımsız ama fiiliyatta kendisine bağımlı olmasının şartlarını yarattı.
Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı’nın söylediği bir cümle, geçerken söylenmiş bir cümle değildir. Bakan dedi ki: “Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü unutun.”
Bu cümle, tekrar büyük güç olan Rusya’nın da kendi egemenlik alanı olduğuna inandığı bölgelerde kuvvet kullanarak istediği değişiklikleri yapacağı anlamına geliyor.
ABD’nin Irak’ta yaptığı ile Rusya’nın Gürcistan’da yaptığı arasında esas itibariyle bir fark yoktur. İkisi de kendi tanımladıkları bir “haksızlığa” karşı, iktidarların egemenlik alanlarında kuvvet kullanmaları karşısında müdahalede bulunmuşlardır. İkisinin de kendi askeri müdahalelerini savunma mantıkları arasında bir fark yoktur. Çin’in Tibet’teki tavrı da bunlardan farklı değildir. Biraz daha ileri gidersek Avrupa Birliği ve NATO’nun Sırbistan’a müdahalelerinde de benzer arka planları görmek mümkündür.
Sorun ortaya konan gerekçelerin haklı olup olmaması değildir müdahaleye gerekçe olabilecek sorunların bulunmasıdır.
Yeni dünya düzeninde büyük güçler kendi iktidar mantıklarına göre güç kullanarak, kendi sınırları içinde yaşayan farklı unsurları birbirlerinin iradesine karşı koruma ya da tam tersi iddiayla, o iradelerin kaderini değiştirme hakkını kendilerinde görme aşamasına tekrar gelmişlerdir.
“Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü unutun” sözü sarfedilmiştir, arkasından üç vakte kadar başka bir ülke için de “toprak bütünlüğünü unutun” cümlesi gelebilecektir.
Bu gelişmeler Türkiye’yi sadece “teorik” olarak ilgilendiren ya da dünyayı izleme bakımından takip edilecek gelişmeler değildir.
Bugün “Sırbistan’ın, Irak’ın, Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü unutun” diyenlerden biri ya da birkaçı yarın “Türkiye’nin toprak bütünlüğünü unutun” da diyebilir.
Toprak bütünlüğü müdahaleye uğrayan ülkelerin ortak özelliği, demokratik sistemin işleyişiyle ilgili sorunları olması ve kendi içlerindeki etnik sorunları yine demokratik süreçler içinde çözümleyememiş olmalarıdır.
Balkanlar’a, Irak’a ve şimdi de Gürcistan’a Türkiye’den bakınca demokratik süreçler içinde çözüme doğru ilerlemeyen bir Kürt meselesini düşünmeden edemeyiz.
Bu manzara bize bir kez daha gösteriyor ki birilerinin Türkiye’nin toprak bütünlüğüne gözlerini dikmemelerinin tek yolu demokratik sistemin kurumlaşması ve Kürt meselesinin, silahların egemen olduğu bir alan olmaktan tümüyle çıkarılmasıdır.

