Astana (Kazakistan)- Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan arasında siyasi konularda bakış açısı farkı olup olmadığı sık sık konuşulu, tartışılır.
Evet böyle bir fark var.
Abdullah Gül’ün bakışındaki Türk dış politikası çerçevesinin merkezinde Avrupa Birliği yer alıyor. Ve hemen yanında da tabii ki, Ermenistan’ıyla, Suriye’siyle, İran’ıyla, Irak’ıyla ve Kuzey Irak’ıyla “çevremiz ekseni” var.
Gül, Türkiye’nin dış politikada daha geniş ve derin ufuk kazanması yolunda “Türk dünyası” ekseni üzerinde de duruyor.
Kazakistan’ın etkili lideri Nazarbayev’in kendi ufkunu Türkiye’ye kadar uzatma, ikili ilişkilerin ötesinde “örgütlü” bir çerçeve kurma çabaları, “Türk dünyası” ekseni bakışının da gerçekçi olduğunu gösteriyor.
Kazakistan, “Asya AGİT’i” olarak nitelenen CICA’nın (Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı - 1992) hayatiyet kazanması, etkili olması için Türkiye’nin kuvvetle rol almasının önemini tekrarlıyor. Bu teşkilatta, birbirleriyle kanlı bıçaklı ülkeler dahil, bütün Asya’nın bulunması Türkiye açısından da büyük önem taşıyor.
Tayyip Erdoğan’ın İsrail ve İran politikalarını takdim şekli, Avrupa Birliği çalışmalarının neredeyse tümüyle bir kenara bırakılmış olması, Rusya ile çok kapsamlı işbirliği anlaşmalarının imzalanmasıyla bir araya gelince “eksen kayması” tartışması ortaya çıktı.
Bu arada, “ulusalcı” politikalar üreten ve Ergenekon diye de nitelenen çevrelerin Türk dış politikası için öngördükleri “eksen”in “İran-Rusya” hattı olduğu hatırlanmalıdır.
Cumhurbaşkanı Gül, Avrupa Birliği konusunun merkezde yer almasının hem Kuzey Irak, hem Ermenistan meselelerinde yaratacağı olumlu etkilerin tartışılacak yanı olmadığını söylüyor.
Ankara’nın İran ile Batı arasındaki gerilimde sürdürdüğü politika da Gül açısından da yerinde bir politikadır ve bir komşunun yapması gereken de budur. ABD yönetiminin sağlanan son anlaşmaya mesafeli durmasının nedenlerinden biri Gül’e göre Amerikan iç politikası. Ancak burada yine Erdoğan’ın politik üslubunun Batı’da yarattığı kuşkuları da hesaba katmak gerekiyor.
YESEVİ ÜNİVERSİTESİ
Ahmet Yesevi Üniversitesi, binalarıyla, binlerce öğrencisiyle, çok geniş bir coğrafyadan gelen öğrencileriyle gerçekten de ileride hem çok önemli bir eğitim kurumu, hem de bölgenin barışçı geleceğini sembolize eden bir kurum olabilir.
Türkiye bu projeye 150 milyon dolar yatırmış, iyi de etmiş. Her şey tamam ve sıra artık bu üniversitenin eğitim-öğretim kalitesinin yükseltilmesine gelmiş.
Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyaretinde, üniversite öğrencilerinin kendi etnik ve ulusal kimliklerinin folklorundan oluşan gösterisi çok çarpıcıydı.
Beyaz Ruslar da Ahıska Türkleri de, Anadolu Türkleri de, Başkırtlar da, Tacikler de hem kendi danslarını sergilediler ve hem de diğerlerine eşlik ettiler. Bir televizyon kanalı bu gösterinin kaydını alıp yayınlasa, yüzyıllarca birbirini kırmış toplulukların, kendi danslarını koruyarak bir arada dans etmelerinin işaret ettiği dünyaya yaklaşılmasına güzel bir katkı olur.
MODERNLEŞME AZMİ
Yaklaşık on yıl önce, Kazakistan’ın lideri Nazarbayev “yeni ve modern bir başkent” hedefiyle yola çıkıyor. Astana kuruluyor. Bir açıdan bakılınca “suni” görülebilir, ama bir başka açıdan da bir ülkenin “modernleşme” hedefinin gücünü gösterdiğini de söyleyebiliriz.
Yeni Astana’yı kuranlar Türkler, bizim Türkler. Onlarca şirket hâlâ çalışmalarına devam ediyor.
YILGI ETİ
Kazaklar at eti yiyor, kendilerine özgü mutfaklarında çok ilginç yemekler üretiyorlar... Ama “at eti” denilmesine tepki gösteriyor, “at binek hayvanıdır ve biz de onu çok severiz” diyorlar.
Yedikleri “at eti”nin adı “yılgı eti”, yani bizde “Yılkı atı” dediğimiz fazla beslenmiş, koşmayan, yavaş, yabana bırakılmış at türü. Onlara afiyet olsun.

