Gül ve Baykal

Yıl 1979'du. Ecevit hükümetinin Dışişleri Bakanı Prof. Gündüz Okçun, Şah'ın kaçmasından sonra yeni bir iktidarın kurulduğu Tah-ran'a gitti. Biz de gazeteci olarak bu geziyi izliyorduk

Haberin Devamı

Yıl 1979'du. Ecevit hükümetinin Dışişleri Bakanı Prof. Gündüz Okçun, Şah'ın kaçmasından sonra yeni bir iktidarın kurulduğu Tah-ran'a gitti. Biz de gazeteci olarak bu geziyi izliyorduk.
Tahran'da yeni başbakan, "laik" ve demokratik partilerin temsilcisi olarak Mehdi Bazergân'dı. Bazergân'ın ofisine gittik. Başbakan'in iki sekreteri vardı, biri normal giyimli bir kadın diğeri "kapalı" bir kadın. Bazergân'a bu durum sorulunca verdiği karşılık şu olmuştu: "İkisi de ülkemizin gerçeğidir, bu iki sekreter toplumdaki ittifakı temsil etmektedir."
Humeyni geliyordu...
O sırada radikal İslamcı gruplar, Hu-meyni'nin yerleştiği Kum şehrini bambaşka bir dini-siyasi merkeze çevirmişlerdi. Başkent Tahran'da ise küçük bir grup radikal İslamcı her gün ana cadde boyunca yürüyor, Amerikan Elçiliği'nin önünde gösteri yapıyor, birkaç saat sonra dağılıyordu. Aynı olay her gün tekrarlanıyordu. Ama en şiddetli sloganlarla yürüyen bu grup giderek kalabalıklaşıyordu.
Birkaç ay sonra Bazergân da kendini hapisanede buldu. Amerikan Elçiliği işgal edildi. Kum'dan gelen Humeyni ve diğer dini liderler iktidara tam olarak el koydular.

Baykal'ın kaygısı
Gözümüzün önünde bu manzara bulunmaktadır. Bu manzaranın yok olması da kolay değildir. Bu manzarayı, gözümüzün önünden yok edecek ve eski bir tarih sahnesine dönüştürecek olan şu andaki AKP yönetimidir.
Bu manzaralar henüz gözümüzün önünden gitmediği için kuşkular, kaygılar da yaşamaya devam etmektedir.
Bu nedenle anayasanın değiştirilmesi gibi bir konu ortaya atılınca Deniz Bay-kal "Bu da nereden çıktı" diye aynı kaygıyı dile getirmektedir.
Bu kaygı o kadar öne çıkmaktadır ki, Deniz Baykal kendisini birdenbire 1982'de askeri yönetimin yaptığı ve halka onaylattığı anayasayı savunurken bulmaktadır.
Baykal kuşkulandığı için demokratik dünyanın en gayri demokratik anayasasını savunmak zorunda kalmaktadır.

Başka çıkış var mı?
AKP'ye karşı, Tayyip Erdoğan'a karşı, Abdullah Gül'e karşı bu kadar kaygılı olmanın biraz fazla olduğunu savunanlar vardır. Çünkü kim olursa olsun, herhangi bir kişinin peşin olarak suçlu ilan edilmesi hukukun temel ilkelerine, toplumsal etiğe ve yapıcı siyaset anlayışına uygun değildir.
AKP yönetiminin bugüne kadar yapacağını söylediği ana konularda henüz herhangi bir "suç" işlenmiş değildir.
Ama yılların biriktirdiği kaygıların da birkaç günde ya da haftada yok olmasını kimse bekleyemez.
Bu kaygıları yok edecek olan, hükümetin "icraat'larıdır. Bu icraatlar kaygı alanlarını aşar, kaygıların gereksiz olduğunu kanıtlarsa AKP'nin önü biraz daha açılır.
Baykal'ın aynı kuşkucu tavrı Kıbrıs meselesini de kapsamaktadır. Burada ise "kuşku" icraatın elini kolunu bağlamaya yönelik bir tavra dönüşmektedir.
"Şüphe" kendi başına kötü bir duygudur. "Şüphe"nin muhatabının hem çok dikkatli olmak ve hem de bu ruh halinin yarattığı bulutlan dağıtmak için azami çabayı göstermekten başka çaresi yoktur.

DİĞER YENİ YAZILAR