Gül: En önemli sorunumuz Kürt sorunu

Haberin Devamı

Çimkent (Kazakistan)- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, Kazakistan yolunda elbette önce CHP ve Kılıçdaroğlu konusunu açıyoruz. Ve tabii bu konuya girmek istemiyor. Baykal’ın istifası üzerine kendisini arayarak “geçmiş olsun” dediğini, Kılıçdaroğlu’nun seçilmesi üzerine de kendisini bir mesajla kutlayıp başarı dilediğini aktarmakla yetiniyor...

CHP Kurultayı’nı kısmen canlı yayınlarda izlemiş, ama Kılıçdaroğlu’nun konuşmasıyla ilgili bir görüş de beyan etmiyor. Tek söylediği, “ana muhalefet partisi liderinin değişmesi önemli bir olaydır” gibi bir cümleden ibaret.

Taze siyasi konulara girmek istemiyor ama “Çankaya’dan bakıldığında ülkenin en önemli meselesi olarak neyi görüyorsunuz” denildiğinde hiç tereddütsüz cevap veriyor: “Adına ister terör meselesi deyin, ister demokratik açılım deyin, isterseniz Kürt meselesi deyin; adını ne koyarsanız koyun, bu mesele Türkiye’nin en önemli meselesidir.”

AKP hükümetinin “demokratik açılım” olarak başladığı, “kardeşlik projesi” olarak devam etmeye çalıştığı girişimlerinin şu anda ilerlemiyor gibi görünmesi de Abdullah Gül için çok önemli değil, çünkü artık “yola çıkılmıştır.”


***


Gül, gerek başbakanlığı, gerekse dışişleri bakanlığı döneminde Avrupa Birliği konusunda diğer partileri de çalışmalara katmak, uyum yasaları üzerinde mutabakat sağlamak için yapılmış çalışmaları hatırlatıyor.

Bu çalışmaların bir sonucu olarak Avrupa Birliği Türkiye’nin üyeliğe adaylığını kabul etti. Ama sonra ne oldu?..

Cumhurbaşkanı, bu önemli konunun iç politikaya kurban edilmesinden şikâyetçi. Şikâyetini dile getirirken “herkes alınacak” diyor, ama aslında eleştirdiğinin AKP hükümetinin bu konuda son yıllarda gösterdiği “atalet” olduğu anlaşılıyor. Muhalefet partilerinin; en azından MHP ile Baykal’lı CHP’nin tavırları belli. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye tarih verme konusundaki tutumu da Gül için “bizim sorunumuz”dur. “Türkiye’ye bir yanlış yapılıyorsa düzeltmek, bunun için çalışmak bizim işimizdir.”


***


Kazakistan yolunda Cumhurbaşkanı Gül’ün “içeriye dönük” mesajları bunlar. Gül de Özal’ın başlattığı, Demirel’in sürdürdüğü bir geleneği devam ettiriyor, gezisine katılan gazetecilerle sohbet ederek bazı mesajlar veriyor. Abdullah Gül’den önce Ahmet Necdet Sezer gezilere çıkmadığı ve zaten kendi siyasi görüşüne uygun birkaç “yandaş” gazeteci dışında kimseyle görüşmediği için bu gelenek de kesintiye uğramıştı.

Daha önceleri, Kenan Evren döneminde ise uçakta ön tarafa çağrılmak, Evren tarafından “azarlanmak” anlamına geldiği için sevgili Ali Baransel kimin yanına gelir de “komutan seni çağırıyor” derse o gazetecinin yüzü kararırdı.


***


Çimkent Kazakistan’ın en güneyinde bir küçük kent. Yakınında Ahmet Yesevi’nin doğup büyüdüğü Yesi, bugünkü adıyla Türkistan şehri ve bu şehirde de Ahmet Yesevi Üniversitesi bulunduğundan bizim için önemli. Çünkü Türkiye bu üniversiteye çok büyük bir destek vererek Ahmet Yesevi isminin temsil ettiği kültürel mirasa sahip çıkmış durumda.


***


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün uluslararası politikayla, Türkiye’nin dış politikasıyla ilgili görüş ve tespitlerini de yarın, Türkistan ve Ahmet Yesevi notlarıyla birlikte aktarmaya çalışacağız.

DİĞER YENİ YAZILAR