Gül: 12 Eylül de geçti gitti

Haberin Devamı

Astana (Kazakistan)- Yarın 27 Mayıs, bir kez daha 1960 yılı tartışılacak. Türkiye’den binlerce kilometre uzakta olmak fark etmiyor, 27 Mayıs nerede olursak olalım, herkes için 27 Mayıs.

Sohbet sırasında söz “demokrasi kesintileri” ne geldiğinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül görüşünü söylüyor: “27 Mayıs geçti gitti, çoktandır kimsede bir heyecan yaratmıyor.”

Peki 12 Eylül de geçti gitti mi?

Gül, son anayasa değişikliği ile 12 Eylül’ün de geçip gittiğini düşündüğünü söylüyor.

Geçip gitmeye başladı, ama “geçti gitti” deyişinin vurguladığı, Gül’ün “ileriye bakalım, çok daha gelişmiş bir demokrasi için çalışalım” çağrısı.

Aslında 12 Eylül geçip gitmedi, yarattığı acılar hâlâ capcanlı olduğu için de anayasa değişikliği sırasında heyecanlı tartışmalar yaşandı.

SİYASİ GERGİNLİK

Gül, Kazakistan yolunda Türkiye’nin birinci meselesi olarak “Kürt meselesini” göstermişti. Yanlışlık olmasın düşüncesiyle, “adına ister terör denilsin, ister demokratik açılım, ister Kürt meselesi denilsin” ifadesini tercih etmiş, konulan isim üzerinden tartışma çıkmamasına özen göstermişti.

Kürt meselesi kuşkusuz Türkiye’nin demokrasi sorununun en önemli unsurlarından biri. Cumhurbaşkanı Gül, demokratik gelişmenin önündeki en büyük engeli ise, siyasi yapının mutabakat sağlanmış konularda bile “el birliği yapamaması” olarak gösteriyor. Ne var ki “mutabakat” kelimesi de sık rastladığımız bir durumu ifade etmiyor. Çünkü Abdullah Gül, aslında içinden mutabakata hazır olanların bile çoğunlukla dışarıya tersini söylediğini hatırlatıyor:

“Büyük meseleleri hep birlikte çözme alışkanlığımız yok.” Gül, çok partili siyasi rejimin daha başında ortaya çıkmış ve halen süregelen alışkanlığımızı böyle tarif ediyor.

Peki bir Cumhurbaşkanı bu konuda ne yapabilir. Fazla bir şey yapamaz: “Siyasi partileri barıştırmak, anlaşmalarını sağlamak Cumhurbaşkanı’nın görevi değil. Tabii ki telkin ve tavsiyelerde bulunur, bundan ötesine geçemez.”

ZİYARET TRAFİĞİ

CHP’nin yeni Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun kendisini ziyaret etmesi konusunda Gül, “tabii ki isterse gelebilir, ana muhalefet partisi lideri istediği zaman cumhurbaşkanı ile görüşmelidir. Hatta sadece o değil, Meclis dışında olan siyasi partiler de gelmek isterlerse gelirler.”

Çankaya’daki böyle bir ziyaret trafiği bir yandan, siyasilerin yarattıkları gerilim alanlarında yumuşama sağlayabilir, ama diğer yandan da kimi ziyaretler Cumhurbaşkanı’nı seçenlerin hoşuna gitmeyebilir. Bu da Çankaya’da kim oturursa otursun, halkın oylarıyla gelmiş olsa da yaşayacağı sıkıntılardan biri olacaktır.

İSTANBUL DÜNYA İKİNCİSİ

Türkiye’nin demokratik, hukuki ve ekonomik gelişmesinin en büyük göstergesinin İstanbul olduğunu söylüyor Cumhurbaşkanı. Büyükelçilikler ülkelerin başkentlerinde açılır, konsolosluklar ise konsolosluk açan ülkenin vatandaşlarının yoğun olarak bulunduğu ya da gidip geldiği şehirlerde açılır. Barındırdığı başkonsolosluk sayısı bakımından dünya birincisi New York imiş. Dünya ikincisi de 89 başkonsolosluk ve 60’a yakın fahri konsolosluk ile İstanbul. Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’nin her bakımdan geliştiğine dair dünyadaki yaygın inancı anlatmak için bu örneği veriyor. Haksız değil.

Artık macun tüpünden çıktı, dünya bunu görüyor, izliyor; birkaç gündür Kazakistan’da dinlediklerimiz de bunu bir kez daha teyit ediyor.

DİĞER YENİ YAZILAR