Güçlü ve karşısındaki

Şirazlı Sadi, hikâyelerinde güçlünün, muktedirin sahip olması gereken nitelikleri anlatırken, karşısındakilerin yani güçsüzlerin de “güçlü insan” olabileceğini anlatır

Haberin Devamı

Şirazlı Sadi, hikâyelerinde güçlünün, muktedirin sahip olması gereken nitelikleri anlatırken, karşısındakilerin yani güçsüzlerin de “güçlü insan” olabileceğini anlatır. Güç geçicidir; ya kaybedilir ya da güç sahibinin ölümüyle yok olur. Kalıcı olan, insanı insan yapan niteliklerdir. Sadi, güç sahibinde bu niteliklerin de bulunmasıyla onun gerçek anlamda daha da güçlü olacağını, hikâyelerle ve hikâyelerin sonuna eklediği yorumlarla anlatmaya çalışır.

***

Padişahlardan birinin korkunç bir illeti vardı. Ülkesinin tıp erbabı uğraştı, çare bulamadı. Yunan tıp erbabından bir grup geldi. Dediler ki: “Bu derdin devası, ancak şu şu sıfatlara sahip olan bir insanın ödü olabilir.”

Padişah emretti, her yana arayıcılar, tellallar çıktı, o sıfata sahip bir insan aradı. Sonunda Yunan tıp erbabının saydığı sıfatlara tıpatıp uyan bir köylü çocuğu buldular. Çocuğun anası babası getirtildi, padişah onları para, mal, mülk vererek razı etti.

Bundan sonra padişah işi kadıya havale ederek, çocuğun katli ve ödünün alınması için fetva istedi. Kadı da, “Padişah vücudunun selameti için ahaliden birisinin kanını dökmek caizdir” diye fetva verdi.

Çocuğu meydana getirdiler, cellat çocuğun başını kesmek için kılıcını kaldırdı. Tam o sırada çocuk gözlerini göğe kaldırdı ve gülerek kendi kendine bir şeyler söyledi.

Bu sahneyi gören padişah birden meraklandı, yaklaştı “çocuk, bu gülecek zaman mıdır” diye sordu.

Çocuk şöyle cevap verdi: “Padişahım, çocukların nazı ana babasına geçer. Davayı kadıya götürürler, adaleti ise padişahlardan beklerler. Benim anam babam ise, bu dünyanın malı için beni ölüme teslim etti. Kadı, kanımın dökülmesi için fetva verdi. Padişah ise kendi sağlığını benim ölümümde görüyor. Allah’tan başka dayanağım kalmadı, onun için göğe baktım ve bana acıyacağını bildiğim için güldüm.”

Çocuğun bu sözleri padişahı çok etkiledi, birden aklı başına geldi ve “Benim ölmem böyle bir günahsızın kanının dökülmesinden evladır” dedi, çocuğu bıraktırdı, gönderirken de mal mülk verdi.

Bu hikâyeyi nakledenler derler ki padişah, hemen o an çaresiz derdinden şifa bulmuş.

Nil kenarında bir deveci vardı, hep şu beyiti söylerdi:

“Ayağının altındaki karıncanın halini bilmezsen, bilmiş olasın ki aynı filin ayağının altındaki sen gibidir.”

***

Bir zalimi hikâye ederler, fakirin odununa zulüm ile el koyar, zengine satar, kendisini zengin edermiş. Onun zulmüne uğrayan fakir ama arif bir zat bir gün şöyle demiş: “Sen bir yılansın ki; kimi görsen sokarsın, yahut baykuşsun ki, nerede otursan viran edersin. Senin gücün bize yetse Hakk’a yetmez. Yerdekilere zulüm etme ki göğe beddua akmasın.”

Çok geçmeden bir gece zalimin ambarı yanmış. Ateş sıçramış, konağını, nesi var nesi yoksa hepsini tutuşturmuş. Zalim yumuşak döşekten külün üzerine düşmüş. Daha önce ona nasihat eden arif oradan geçiyormuş, bakmış zalim “Bu ateş benim sarayıma neden sıçradı” diye dövünüyor. Demiş ki:

“Fakirlerin gönüllerinde yanan ateşin dumanından sıçradı. Yaralı gönüllerin tütününden sakın, çünkü gönül yarası eninde sonunda tesir eder. Elinden geldiği kadar hiçbir gönlü perişan etmemeye çalış, çünkü bir cihanı altüst eder.”

DİĞER YENİ YAZILAR