Haberin Devamı
Başbakan ile Genelkurmay Başkanı arasında Kuzey Irak politikası konusunda çok açık bir görüş ayrılığı çıktı.
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ABD gezisi sırasında, Kuzey Iraklı Kürt liderlerle diyalog kurulmasına kesinlikle karşı olduğunu açıklamıştı.
Başbakan Erdoğan da önceki gün bir televizyon programında bu görüşün “Genelkurmay Başkanı’nın kişisel görüşü” olduğunu söyledi.
Bunun üzerine dün Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada Orgeneral Büyükanıt’ın sözlerinin “kişisel” değil “kurumsal görüşü” yansıttığı açıklandı.
Böylece “sivil-asker krizleri”ne bir yenisi eklenmiş oldu.
Bu kriz çok temel bir politik görüş ayrılığını yansıtmaktadır.
Anayasal sistemimize göre askerin ülkemizin güvenliğiyle ilgili temel siyasal konularda görüş belirtme platformu Milli Güvenlik Kurulu’dur.
Burada belirtilen görüşler “tavsiye kararı”na dönüşür ve hükümete iletilir.
Ancak konu ne olursa olsun karar verme yetkisi sonuçta hükümete aittir. Yetki de hükümete aittir, sorumluluk da hükümete aittir.
Kuzey Irak konusundaki “sivil görüş” Türkiye’nin burada egemen olan Kürt yönetimle görüşme yollarını açması ve terörün bu bölgedeki ayağının siyasal yollarla giderilmesidir.
Bunun karşısındaki görüş ise Kuzey Irak Kürt yönetimiyle yakın ilişki kurmak yerine “askeri” yöntemlerle caydırma politikası yürütülmesine, Türkiye’nin askeri güç kullanması yolunun sürekli açık tutulmasına dayanmaktadır.
Türkiye yıllarca Kuzey Irak’taki PKK hedeflerine karşı sınır ötesi operasyonlar yapmıştır. Ortada bir gerçek vardır: Bu askeri operasyonlar PKK’yı bölgeden “kazıma” sonucuna ulaşamamıştır.
Sınır ötesi operasyonlar Kuzey Irak’ta “otorite” boşluğu döneminde ve Bağdat yönetimiyle anlaşılarak, siyasi sorun çıkmadan yapılıyordu. Ancak şu anda Kuzey Irak’ta otorite boşluğu büyük ölçüde giderilmiştir ve bölgede Kürdistan’ın temelleri atılmıştır. Bu yönetimin Türkiye’nin kendi toprağında askeri operasyon yapmasına izin vermesi güçtür.
Buna rağmen yapılacak her tür askeri operasyon ise hiç tartışmasız uluslararası toplumun tepkisiyle karşılaşacaktır.
Başbakan ile Genelkurmay Başkanı arasında bu konuda büyük görüş ayrılığı olabilir. Ancak sonuçta yetki tümüyle hükümete aittir. Bunu tartışmaksa, Türkiye’deki rejimin niteliği ile ilgili soru işaretleri yaratır.
not: Danıştay baskını davası
Danıştay’ı basarak kıyım girişiminde bulunan ve bir kişiyi öldürüp üç kişiyi yaralayan “örgüt” davasında dört sanık için dört kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.
Sanıklardan birinin de beraati istenince bu örgütün üye sayısı “sekiz” ile dondurulmuş oldu. Böyle bir baskını planlayacak, gerçekleştirmeye cesaret edecek bir örgütün 8 kişi ile sınırlı olması ilginçtir. Savcının cezaları istemesiyle birlikte bu olayla ilgili son noktanın konulmasına bir adım kalmış oldu. İlk soruşturma sırasında bu örgütün çok daha geniş bağlantıları olabileceği üzerinde durulmuş, adı geçen bir emekli subay intihara kalkışmış, ancak soruşturma bu aşamada tıkanmıştı.
Mahkeme cezaları verdikten sonra yargı süreci tamamlanmış olacak, ama bu olayla ilgili sorular havada durmaya devam edecek.

