Parti kapatma davası açmayı meclis komisyonu onayına bağlayan maddeye ret oyu verenler, oyunu “bu düzenleme ile parti kapatma siyasi iradeye bağlanıyor, daha sağlam hukuki düzenleme yapılmalı ve bu mesele siyasi havaya bağımlı olmamalıdır” gerekçesiyle kullanmadı. Ret oyu vermelerinin gerekçesi “Türkiye artık bir kapatılmış partiler mezarlığı olmasın” değildi. Hiç değildi.
Ret oyları “parti kapatmada bugünkü bol kepçe sistemi devam etsin” diye kullanıldı; oy kullanmayanlar da bu düşünceyle kullanmadı.
Anayasa paketinin ikinci tur oylamasında AKP’nin dün aldığı ağır yara, demokratik bir tepkiden, “daha çok demokrasi talebinden” kaynaklanmıyor, “daha az demokrasi istemekten” kaynaklanıyor.
Anlaşılan AKP içinde 12 milletvekili de eski düzenin sürmesinden yana.
AKP dünkü yenilgiyi radikal ve muhafazakâr sağ karşısında aldı.
12 Eylül darbesinin sorumlularının yargılanmasına karşı oy kullananların, yaptıklarını gizlemek için tam anlamıyla yalandan bir önerge verenlerin şu andaki parti kapatma sisteminin devamından yana oy kullanmaları da şaşırtıcı değildir.
Anayasa değişikliği üzerine Meclis’te devam eden kavga, paketi “daha ileri çekmek” değil “çok geri olan mevcut durumu korumak” üzerine verilmeye devam edecek.
Parti kapatmayla ilgili maddedeki 12 firenin AKP’nin “ülkücü” kökenli milletvekilleri olduğuna ilişkin bazı yorumlar hemen ortaya çıktı. Ama konuyu bu kadar kısıtlı bir açıdan ele almak yerine AKP’nin kadrolarının “demokrasi eğitimi” konusundaki eksikliği üzerine düşünmek daha doğru olacaktır.
Dünkü manzara, paketin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimleri ile ilgili maddelerinin başına da aynı durumun gelebileceği ihtimalinin güçlü olduğunu gösterdi.
Eğer bu ihtimal gerçekleşirse, kendi grubunu ikna edemeyen Başbakan Erdoğan’ın önünde tek seçenek kalıyor: Seçime gitmek.
Böyle ağır bir yenilgi karşısında Erdoğan halktan “anayasayı tek başına değiştirecek bir çoğunluk” istemek zorunda kalacaktır. Bunu sağlayabilir mi? Cevabı henüz yok, ancak referandum öncesi başlayacak kampanyada o sorunun cevabı bir ölçüde şekillenebilir.
Tabii bütün bu süreç içinde şehit sayısı katlanarak artarsa cevap daha da çabuk şekillenecektir.

