Goeben ve Breslau

Haberin Devamı

Çok kötü bir anımız var. Gürcistan olayının ardından hemen onu hatırlamamız da çok doğaldır.

Goeben ve Breslau adlı Alman gemileri boğazlardan geçip Karadeniz’e çıkmış, Sivastopol’u bombalamış ve çöküş sürecindeki Osmanlı, kendisini Birinci Dünya Savaşı’nın göbeğinde bulmuştu.

Bu olay bir kaza değildi, yönetimdeki İttihat ve Terakki’nin önde gelenleri Osmanlı’yı zaten Almanya’nın yanında savaşa sokmak istiyordu...

Son günlerde de NATO ülkelerine ait gemiler Boğazlar’ı geçip Karadeniz’e çıkıyor. 1936 tarihli Montrö (Montreux) Sözleşmesi Karadeniz’e limanı olan ve olmayan ülkelerin gemilerinin boğazlardan geçiş kurallarını düzenlemiştir.

Şu ana kadar bu kurallar çiğnenmiş değildir.

***

Gürcistan’ın Güney Osetya operasyonuna Rusya’nın verdiği ağır karşılıkla birlikte dünya ciddi bir gerilim daha yaşamaya başladı.

Bu gerilimin bir yanında Rusya diğer yanında da Gürcistan’ı koruyan Batı ve NATO bulunuyor.

NATO üyesi Türkiye de gerilimin giderilmesi için bazı girişimlerde bulundu, taraflarla temas etti ve bir “Kafkas Paktı” projesi ortaya attı.

ABD yönetimi ise böyle bir projeden haberleri olmadığını söyledi.

Türkiye için, ABD ile Rusya’nın karşı karşıya geldiği her durumda “son derece ustalıkla oynamak” zorunluluğu vardır. Çünkü Türkiye hem NATO üyesidir, ABD’nin “stratejik müttefiki”dir ve hem de Rusya, kuzeydeki büyük komşudur ve öyle kalacaktır.

Dış politikada, her alana aynı anda hamle yapmak belki hamleleri yapanın kendisini “büyük oyuncu” gibi görmesine yol açar. Ancak “büyük oyuncu” olmak da her zaman olumlu sonuçlar vermez.

AKP hükümeti Gürcistan krizinde de “büyük oyuncu” gibi davranıyor. Uluslararası platformda büyük oyuncu olabilmek için bazı “rahatlıklar”a da sahip olmak gerekir.

***

Karadeniz’e çıkan NATO ve ABD gemileri konusunda Rusya halen bekleme konumunda. Ancak Rusya, Montrö’ye uygun bir uygulama olsa bile bu gemilerin kendi güvenliği için tehdit oluşturduğunu savunarak geçişlerin durdurulmasını da talep edebilir.

Böyle bir durumda Türkiye çok sıkışık bir pozisyonda kalacak ve krizin içinden sıyrılma başarısını gösteremezse iki tarafla da sıkıntı yaşayacaktır.

Dış politikada fazla atak davranmanın her zamanki tehlikelerinden biri, elini uzatırken kolunu kaptırmaktır. AKP hükümeti ise, daha önce de çeşitli örneklerini gördüğümüz gibi, “büyük oyuncu” olmaya çok hevesli. Bu heves üzerinde biraz daha dikkatle durulması faydalı olacaktır.

Fazla heves, olmadık belaların habercisidir.

DİĞER YENİ YAZILAR