Irak'ta dünyanın en önemli petrol yataklarının bir bölümü bulunmasaydı, Irak yönetimi kendi güneyindeki petrol ülkeleri için de tehdit oluşturmasaydı yine de savaş olur muydu?..
Bu çok kuşkuludur.
* Kuzey Kore de kitle imha silahları yapmakta, hatta BM Güvenlik Konseyi'nin nükleer programını durdurma yolunda bir karar almasını savaş sebebi sayacağını ilan etmekte ama hiç kimse (henüz) bu ülke yönetimine karşı silâhlı müdahaleden söz etmemektedir.
* Bin Ladin'in adamları New York'un göbeğinde ikiz kuleler adı verilen gökdelenlere vurmasaydı, Afganistan'da Taliban yönetimi yerinde kalacak, aşiret savaşlarında insanlar yine birbirini kıracak, bu ülke topraklarından başlayan uyuşturucu ticareti de aynen devam edecekti.
* Afganistan'da radikal dinci hareketler ve aşiretler "Komünizm tehlikesi"ne karşı desteklenmiş, bunların uyuşturucu ticareti yapmalarına bile göz yumulmuştu.
* Saddam Hüseyin İran'a saldırdığı zaman Batı'dan özellikle de ABD'den hiç ses çıkmamış, "Mollalar rejimi tehlikesi"ne karşı Saddam Hüseyin desteklenmişti.
* Halepçe katliamı da üstünkörü tepkilerle geçiştirilmişti. Çünkü Saddam Hüseyin'in İran'daki molla yönetiminin yayılmasına karşı en yakın engel olduğu düşünülüyordu.
Adına petrol diyelim
Bush yönetiminin Irak'a karşı başlatacağı savaşta "moral=ahlakçı" bir yön aramanın hiçbir anlamı yoktur.
Bu savaşın hedefi Körfez petrollerinin güvenliği ve buna bağlı olarak İsrail'in güvenliğidir. Birkaç aşamalı bir planla Güneyimizdeki geniş bir bölgede "düzen değişikliği" amaçlanmaktadır.
Türkiye'nin bu savaşın dışında tümüyle kalması başından beri "güzel bir hayal"di. Devletin mali iflası ABD yönetiminin açık desteğiyle gerçekleşmiş, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası Washington yönetiminden aldıkları işaretle Türkiye'yi "kurtarmışlardır".
Böyle bir ilişki ve borç bağımlılığında Ankara'da hangi yönetim olursa olsun zaten Amerikan yönetiminin isteklerini tümüyle geri çevirmesi mümkün değildir.
Kaderleri böyleymiş!..
Şu anda yapılan iş "kitabına uydurma"dır. Hükümet barış ya da savaşsız çözüm yolundaki bütün girişimlerde bulunduğunu iç ve dış kamuoyuna göstermeye çalışmaktadır. Bu girişimlerin hiçbirinin bir anlamı olmayacağı da en başından belliydi.
Amerika Birleşik Devletleri yönetimi, Birleşmiş Milletler'i devre dışı bırakırken Ankara'nın girişimlerinin Bush yönetiminin karar mekanizmalarında etkili olmasını beklemek de hayalin ötesindedir.
Bir tür "tiyatro" oynanmış, ama artık oyunun en son perdesine gelinmiştir. Meclis çok sıkıntıyla da olsa, gönülsüz de olsa Hükümet tarafından getirilecek "savaş tezkereleri"ni onaylayacaktır.
Eğer sonraki gelişmeler bu tezkerelerle alınan onayların genişlemesini gerektirirse, yani savaşın başlamasıyla birlikte başka ihtiyaçlar ortaya çıkarsa, bunların gereği de yerine getirilecektir.
Kader, siyasal İslam kökenli "mutedil" bir hükümetin ABD ile askeri ittifak yaparak Irak'a saldırıya destek olmasını sağlamıştır. Kaderleri böyleymiş...
Girmek ya da girmemek!
Irak'ta dünyanın en önemli petrol yataklarının bir bölümü bulunmasaydı, Irak yönetimi kendi güneyindeki petrol ülkeleri için de tehdit oluşturmasaydı yine de savaş olur muydu?..
Haberin Devamı

