Haberin Devamı
Bir süredir, önümüzdeki seçime girerken AKP’nin hangi siyasi kimliğinin ağır basacağı tartışılıyor.
Art arda gelen tartışma konularının neredeyse tümünde Başbakan ve AKP sözcülerinin “muhafazakâr“ tepkiler vermeleri, doğal olarak seçim stratejisinin yönü hakkında belli kanaatlere yol açtı.
Türk toplumunun “muhafazakâr“ kesimi, sadece dinsel ya da hayat tarzı muhafazakârlığından beslenmiyor. Dini referansı düşük, hatta kendisini hayat tarzı bakımından çok çağdaş görenler de aslında “muhafazakâr” reflekslere sahip.
Her iki kesimin birleştiği, tartışmasız aynı tarafta oldukları alan, “yasakçılık” olarak her gün onlarca örnekle ortaya çıkıyor.
AKP kendisini “muhafazakâr demokrat” olarak nitelemeye devam ediyor. Beğenmediği heykelin kaldırılmasını istemek, beğenmediği dizinin, filmin yasaklanmasını istemek, beğenmediği kitabın toplanmasını istemek, fikirlerini beğenmediği kişinin hapse atılmasından rahatsız olmamak bugünkü toplumumuzda iki tarafın ortak muhafazakârlık refleksleri olarak tekrar ediliyor.
İşin içine şiddet karışmadığı sürece başbakan da protesto edilebilir, film de dizi de.
Protesto demokrasinin vazgeçilmez bir unsurudur.
Şiddet ve hakaret olmadıkça, hayatı tehdit olmadıkça herkes protesto edilebilir.
Bizim iki taraftaki muhafazakârlarımız ise halen “benim beğenmediğim protesto edilebilir, ben ve benim beğendiğim protesto edilemez” aşamasında. İki tarafa da egemen olan bu ruh hali dolayısıyla her konu, her tartışma büyük bir gerilim haline geliyor.
AKP sözcülerinin bir süredir her olaya yaklaşım şekli ve üslubu adeta bilinçli bir “gerilim siyaseti” yürüttükleri izlenimi veriyor.
Gerilim siyasetleri aslında, iktidarı yanlışa zorlamak için muhalefet partileri tarafından uygulanır. Toplumdaki bazı gerilimleri olduğundan büyük gören iktidarların yanlış tepki vererek taraftar kaybetmesi dolayısıyla bu siyaset, bir muhalefet stratejisi olarak parlamenter demokrasinin varolduğu ülkelerde sık sık ortaya çıkar.
Ancak bizde bir gariplik var. İktidarda, rahat bir Meclis çoğunluğu olan ve üçüncü genel seçimini de kazanacağına kesin gözüyle bakılan siyasi parti ve lider her durumda bir gerilim yaratıyor ya da gerilimi büyütüyor.
Son stat olayında, eğer Başbakan ıslıklara rağmen bir şey olmamış gibi yerinde otursa, çevresiyle gülerek konuşmaya devam etseydi durum bambaşka olacaktı. Ama şimdi hiç yoktan çıkmış bir gerilim var. Ülkenin en güzel spor alanlarından birini kullanacak olan kulüp “korkmakta”dır. O kadar korkmaktadır ki Kulübün Başkanı, “protesto edenleri kameralardan tespit edip stada almayacaklarını” söyleyebilmiştir.
Islıkla protesto, protesto edilen kim olursa olsun bir suç değildir; “ayıp” olarak görebilirsiniz ama bunu yapanlara bir ceza vermeye kimsenin hakkı yoktur. Kulüp Başkanı onları ancak kendi evine sokmaz.
Hiç yoktan böyle gergin, gergin olduğu kadar da saçma bir noktaya varılmasının nedeni belki de “gerilimsever” ruh halimizdir.

