Gerçekten laik olmak için

Haberin Devamı

Cumhuriyetin başından itibaren benimsemiş olduğumuz laiklik anlayışındaki ciddi bir gedik hiç konuşulmuyor. Cumhuriyetin ilk döneminde, o günün koşulları içinde kurulmuş olan Diyanet İşleri Başkanlığı bugünkü laik düzen içinde anti-laik bir kurumdur.

Buradaki anti-laik nitelemesi, kurumun başındakilerin ya da mensuplarının irticai faaliyetleri bulunduğu anlamına asla gelmez. Kimse yanlış anlamasın.

Kurumun varlığı laikliğe aykırıdır, çünkü devlet, bu kurum aracılığıyla din işlerinin tam içindedir.

Bunun bir anlamı da söz konusu kurumun siyasi iktidara göre şekillenmesidir.

***

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “maddi” durumunu kısaca hatırlayalım:

2.7 trilyonluk bütçe (ki İçişleri ve Kültür-Turizm bakanlıklarının bütçelerinden büyüktür), 85 bin dolayında cami ve 100 binden fazla din görevlisinin yönetiminden sorumludur. Yani Sünni din görevlilerinin tümünün maaşını devlet vermektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı dev bir “dinsel” örgüt olarak devlet tarafından finanse edilmektedir.

Bu durumun “din ve inanç özgürlüğü” açısından da doğru dürüst tartışılması gerekir.

***

Eğer “tam” bir laiklikten söz edeceksek düzenin nasıl olması gerektiği bellidir: Dernek ya da vakıfların cami yaptırma koşulları belirlenir. Bu örgütler kendi camilerini yönetir, din görevlilerine maaşlarını verir. Aynı durum Sünni mezhebi dışındaki İslam mezhepleri ve ülkemizde cemaatleri bulunan bütün dinler için geçerli olacaktır.

“Diyanet İşleri Yüksek Kurulu” da bütün bu faaliyetlerin kurallara uygun yapılmasını denetleyecek ve temel yönlendirmelerde bulunacaktır. Yani mühendislik bakımından eksik ya da yanlış, mimarisi çirkin bir cami yapılmasını engelleyecektir, bakımsız bırakılmış camilerin bakımını üstlenmeyecek ama yapılmasını sağlayacaktır.

***

Özetle aktardığımız bu sistem “tam laiklik” için geçilmesi gereken sistemdir. Atatürk’ün o günün koşulları içinde oluşturduğu bir sistemin bugün vardığımız laiklik anlayışına uygun olmaması mümkündür.

Bu konuyu tekrar gündeme getirmemizin nedeni yeni anayasa çalışmalarıyla birlikte “laiklik” ile ilgili bazı tartışmaların ortaya çıkmasıdır. Elbette konu her yönüyle tartışılmalıdır ama meselenin en temel noktalarını konuşmadığımız sürece yine çıkışı bulunmayan kavgalarla zaman yitirmiş oluruz.

Öncelikle devletin, dolayısıyla da siyasetin din işlerinden tümüyle çekilmesini sağlamak üzerinde anlaştığımız zaman diğer tartışmalarda sonuca ulaşmak daha kolay olacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR