Cumhurbaşkanı Gül’ün, türban konusunda söylediği, kuşkusuz ülkenin büyük çoğunluğunun duygusunu yansıtıyor: Bıktık.
Sadece türban değil, son derece basit bir şekilde ve biraz mantıklı olmakla çözülebilecek birçok meselenin hâlâ sorun ve kavga konusu olmasından bıktık.
Türban üniversitenin meselesidir, reşit olmuş kişilerin bireysel özgürlükleriyle ilgili bir meseledir.
Baskılardan korunmaları gerektiği için, reşit olmayanlara böyle bir yol açılması söz konusu değildir.
Kamu hizmetinde herhangi bir ayrımcılık ihtimali ortaya çıkmaması için de “dini simgeler”in kullanılması bir özgürlük sorunu olarak ele alınamaz; tam tersine, hizmet alanların özgürlüğü için dini simgelerin kullanılmaması gerekir.
Çözümü bu kadar açık olan bir mesele üzerinde birilerinin hâlâ sıçrayıp durmasının altında “güvensizlik” bulunuyor olabilir. Ancak o “güvensizliğin” de reşit olmuş kişilerin özgürlüklerini kısıtlama nedeni olarak ortaya konulması söz konusu olamaz.
Gül’ün açık olarak söylediği Avrupa Birliği standardında “isteyen istediğini giysin, isteyen istediğini yazsın” düzenine ulaşılamaması için Türk toplumu hâlâ çok taraflı baskı ve kısıtlamalar altında.
Türkiye’de özgürlüklerden, demokrasiden korkan bir yapı varlığını koruyor. Bu yapı “korku” üzerinde duruyor. Korkunun konusu kimileri için türban, kimileri için Kürtçe, kimileri için de yazma ve çizme özgürlüğünün, başkalarının haklarının çiğnememe dışında bir sınırı olmaması.
Değişik kesimler bu korkularıyla yaşarken, karşı cephelerde gibi görünenler aslında birbirlerini besliyor, birbirlerinin güvencesi oluyor.
Türbandan korkan karikatürden korkanı, karikatürden korkan Kürtçeden korkanı ayakta tutuyor.
Bir azınlık, bütün bu korkuların canlı kalması için yoğun şekilde faaliyet gösteriyor ve korkuların tümü ortadan kalkmasın diye uğraşıyor.
Sonuna kadar uğraşıyorlar, çünkü bu sorunların çözüldüğü, artık sorun olmadığı bir toplumda kendi varlık nedenlerini de kaybetmekten korkuyorlar.
Türban sorun olmaktan çıktığında Kürtçe de sorun olmaktan çıkacaktır.
O zaman da o azınlıklar “iktidar” kaynaklarını, siyaseten nemalanma alanlarını kaybedeceklerdir.
O zaman karikatürü, yazıyı, eleştiriyi suç olarak görebilenler seslerini çıkaramayacaklardır.

