Haberin Devamı
Siyasi polemiklerde seviyenin biraz daha aşağıya düşmesi, aslında siyasileri “kurtarıyor”. Biri alttan bir vuruş yaptı mı, diğeri hemen karşı bir laf oturtma çabası içine giriyor ve böyle böyle zaman geçiyor.
Bir süre daha durumu bu şekilde idare edecekleri anlaşılıyor.
Laf oturtmalar siyasi faaliyetin ana unsuru haline gelince kimse de liderlere “asıl” soruları sormuyor. Bu durum iki tarafın da işine geliyor.
Türkiye önemli bir genel seçime gidiyor. Bu seçimde halkın desteğini isteyecek olanlar iki “asıl” konuda program sunmak zorunda.
Yeni anayasa konusuna Başbakan kısa bir süre önce girdi ve bu anayasayı “halkın hazırlayacağını” söyledi. “Halk” kelimesiyle, temsil niteliğine sahip “sivil toplum kuruluşları”nın kastedildiği anlaşıldı.
Sivil toplum kuruluşlarından gelecek talepleri tahmin etmek zor değil.
Daha ileri bir demokrasi talep edilecek, bu demokratik adımın Kürt meselesine çözüm getirecek bir içerik ve genel olarak “Avrupa Birliği standartları”nı haiz olması istenecek.
Geniş bir katılımla anayasa yapıldığı duygusunu yaratmak, toplumda belli ölçüde güven sağlayacak bir yöntem olabilir. Ama kimin ne isteyeceği zaten belli.
Dolayısıyla halkın ve halkın değişik kesimlerini temsil eden örgütlerin karşısına çıkarak “Size şöyle bir anayasa vaat ediyorum” diyecek olanlar siyasi partilerdir.
Her zaman gündemde olacak, en ileri anayasa yapılmış olsa bile hep gündemde kalacak olan temel mesele de “yaşam kalitesinin yükseltilmesi”dir.
Bu mesele sadece bütün fakir ailelere asgari ücret gibi ekonomik destek vaatlerini değil yanı sıra “yargı hizmetinin kalitesi”ni de “eğitim hizmetinin kalitesi”ni de içermektedir.
Bu iki konuda da Türk halkının şikâyeti vardır ve şikayeti yeni de değildir. AKP yargıyla ilgili yeni düzenlemelere başladı, CHP ise bütün bu düzenlemelerin “yargının siyasi iktidarın denetimine geçmesinin adımları” olarak niteliyor, kendi önerisini getirmiyor.
Önümüzdeki seçimin ana çerçevesi, halkın temel beklentileri dolayısıyla belli. Beklentileri karşılayacak gerçek “siyasi projeler”i getirmek için de bunların konuşulması gerekiyor. Siyasiler ise henüz “laf oturtma” ortamından çıkmış değil. Bu “abesle iştigal” ortamında proje üretmek ve bunu halka anlatmak da kolay değil.
Beklentiler çok açık; halk son referandum dahil ne istediğini söyledi ve kim ne sanırsa sansın, laf oturtmalarla vakit geçirilmesinden hoşlanmıyor.

