Eski genelkurmay başkanı emekli orgeneral Hilmi Özkök ile eski birinci ordu komutanı emekli orgeneral Çetin Doğan arasındaki atışma, darbe hazırlıkları konusunun Silahlı Kuvvetler içinde yıllar önce tartışma konusu olduğunu ortaya koydu.
Ergenekon davasının başından beri “her şeyin komplo olduğuna” inanmaya devam edenler için de Doğan’ın yazılı, Özkök’ün sözlü açıklamaları herhalde aydınlatıcı olmuştur.
Ortaya çıkan tonlarca belge, zanlıların verdikleri ifadeleri izleyen yeni gözaltına alma ve tutuklamalar, gömülü silahların kaynağının hâlâ açıklanmaması, Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un “Balyoz Planı”na ilişkin “çok ciddi” değerlendirmesi; Hrant Dink cinayetinden, bu soruşturmalar kapsamında izlenen bazı kişilerin “operasyon” diye söz etmesi... Bütün bunlar “ortada hiçbir şey yok sadece komplo var” diyenlerin zihninde en azından bazı soru işaretleri uyandırmıyorsa başka şeylerden kuşku duymak kaçınılmazdır.
Balyoz soruşturması kapsamında, özel yetkili savcı yardımcılarının çok sayıda muvazzaf üst rütbeli subayla ilgili işlem yapmaları, bu işlemlerin Başsavcı tarafından durdurulması da açıklanmak zorundadır.
Ergenekon davasının başından beri, “soruşturmanın gizliliği” ve “yürümekte olan davaya müdahale edilememesi” kuralları sürekli olarak çiğneniyor. Soruşturma neredeyse kamuoyunun tam bilgisi ve gözetimi altında yürüyor. Herkes davaya müdahale diye nitelenecek yazılar yazıyor, beyanlarda bulunuyor. Yazarlar da gazeteciler de siyasiler de Genelkurmay Başkanı da sürekli olarak bu davalara “müdahale” ediyor. Dört taraftan gelen bunca rüzgârın ortasında hukuk adamlarının sağlıklı çalışması kolay değildir.
Soruşturmayı yürüten savcıların görevden alınmalarının üzerine yine uzman olmayan kişilerce birbiriyle çelişen yorumlar yapılması bir yana, Ergenekon’la başlayan dava ve soruşturmalar dizisinin asla bir “rövanş” görüntüsü taşımamasına en başta hukukçular aşırı özen göstermek durumundadır.
Bütün bu davalar ve soruşturmalar, yakın geçmişimizdeki yanlışların temizlenmesine ve bütün demokrasi dışı faaliyetlerin Türkiye’nin gündeminden, bir daha geri gelmemek üzere çıkarılmasına yönelik olmalıdır.
Bu hukuki ve vicdani temizlikte şaibe kuşkusu ya da soru işareti yaratacak bir boyut olmamalıdır.
Bu özen gösterilecekse, bu kadar çok sayıda muvazzaf general hakkında işlem yapılmasının da, savcıların görevden alınmasının da açıklaması inandırıcı biçimde yapılmak zorundadır.

