Susurluk kazasının üzerinden on yıl geçti. Davalar açıldı, bazı kişiler mahkûm oldu, bazılarına "kahraman" gibi davranıldı. Bu olaylar içinde adı geçenlerin bazıları başka yasa dışı olaylarda da ortaya çıktı.
Aslında Susurluk'un ne olduğunu kimse tam olarak anlamadı. Belki bilenler vardı. Kuşkusuz vardı. Ama onlar da anlatmadı. Sonunda ortadaki sorular yumağı fazla çözülmeden öylece kaldı.
Danıştay baskını ve Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombaların izleri de gitti gitti, Susurluk'a dayandı. Bu son olaylarla bağlantısı tespit edilen kişilerin Susurlukçularla da bağlantılı olduğu her gün gazetelere yansıyan haberlerde görülüyor.
* "Allahüekber" diyerek bomba atan, türban kararını protesto için Danıştay'ı silahla basan kişinin kendisine "ulusalcı", "vatansever mukavemetçi", "Türkçü", "milliyetçi" gibi sıfatlar veren ve bir tür seferberlik halinde yaşayan gruplarla ilgisinin ortaya çıkmasını garipsememek mümkün değil.
Ama böyle bir ilişki zincirinin varlığına ilişkin kanıtlar da son birkaç gündür kamuoyuna yansıyor.
Tablonun tümü aydınlansın
* Birileri ise Danıştay baskınını yapan ve Cumhuriyet'e MKE yapımı el bombaları atan kişilerin "saf dinci" çıkmalarını bekliyordu. Bu olmadı ve onlar bayağı üzüldü.
Buna karşılık "milliyetçi-mukaddesatçı" çevrelerle kendisine "ulusalcı" diyen çevreler arasında ilginç bağlar olduğu da böylece ortaya çıktı. Daha önce bu meseleler konuşulurken militan güclerin her zaman milliyetçi - mukaddesatçı gençler arasından devşirildiğine ilişkin bilgiler de kamuoyuna yansımıştı.
Dolayısıyla ortada çok basit gibi görünen "milliyetçi" - "dinci" - "ulusalcı" gibi ayrımların arasındaki çizgilerin de fazla net olmadığını, en azından yasa dışı örgütlenmelerde bu çizgilerin yok olduğunu görmemizi sağlayacak unsurlar her gün ortaya çıkıyor.
* Ecevit'e suikast... 1 Mayıs 1977... Faili meçhul kalan üniversite bombalaması... Hamido'nun bombalı mektupla öldürülmesi... Uğur Mumcu cinayeti... Ahmet Taner Kışlalı cinayeti... Çetin Emeç cinayeti... Hiram Abas cinayeti... Ve daha onlarca faili meçhul cinayet...
Bunların hepsi Türkiye'nin son otuz yılını karartan suç tablosunun parçalarıdır. Ve bunların hepsinin aydınlanmasını sağlamak, adaletin daha fazla gecikmemesi için çalışmak, bütün gerçek vatanseverlerin görevidir.
Geciken adalet
Susurluk kazasının üzerinden on yıl geçti. Davalar açıldı, bazı kişiler mahkûm oldu, bazılarına "kahraman" gibi davranıldı. Bu olaylar içinde adı geçenlerin bazıları başka yasa dışı olaylarda da ortaya çıktı
Haberin Devamı

