Haberin Devamı
Cumhurbaşkanı seçimini düzenleyen kanuna Anayasa Komisyonu’nda getirilen ek hükümle, zaten seçimin en avantajlı adayı olacak olan başbakanın seçilmesi de garanti edilmiş oldu.
“Kısmen yetkili” ama sorumsuz bir cumhurbaşkanı kurumuna seçimin halk tarafından yapılmasının yaratacağı sorunlar çok önceden dile getirilmişti.
Bu uyarılar üzerine başlayan başkanlık ve yarı-başkanlık tartışmasında cumhurbaşkanını halkın seçmesinin çok radikal bir sistem değişikliği olacağı ve örneğin ABD ve Fransa’da olduğu gibi ciddi kurumsal “frenler” olmaması durumunda ortaya çıkacak sorunları da hukukçular anlatmıştı.
Cumhurbaşkanı seçimine, o sırada başbakanlık görevinde olan kişi girmeye karar verirse zaten en fazla imkâna sahip aday kendisi olacaktır.
Diğer adaylar kampanyaya başlamadan önce başbakan, elindeki bütün kamu imkânlarını ve yetkilerini kullanabilecektir. Bunun tartışması bile olmaz. Eğer başbakan “hayır kesinlikle bu imkânları erkenden kullanmayacağım” dese de doğruyu söylemediğinden herkes emin olmalıdır.
Diğer kamu görevlisi ve milletvekili olan adayları bağlayan istifa zorunluluğundan başbakanın “muaf” tutulması ise bu eşitsizliği katmerli hale getiriyor.
İktidardaki parti, zaten genel başkanı olan başbakan için çalışacaktır. Bu kişinin partinin genel başkanlığıyla birlikte başbakanlık yetkilerini elinde tutuyor oluşu partinin çalışmasına daha bir “şevk” katacaktır.
Cumhurbaşkanı adayı olan başbakan, seçilmemesi durumunda başbakanlık görevine devam edeceği için mevcut bakanların tümünün siyasi kariyerlerine müdahale imkânını da elinde tutmaya devam edecektir. Bunun anlamı da bütün bakanların Çankaya’ya çıkmak isteyen başbakanlarına büyük bir “şevkle” destek olmalarıdır.
Eğer başbakan da diğer cumhurbaşkanı adayları gibi görevinden ayrılmak zorunda olsaydı, hiçbir bakana, hiçbir kamu görevlisine talimat veremeyecek, Ankara’dan İstanbul’a bile uçak parasını, benzin parasını kendisi vererek gelecekti.
Şimdi ortadaki bu eşitsizliğe gerekçe olarak binlerce kez “devlet hizmetinde, siyasi iradede aksamaya mahal vermemek” bahanesi ileri sürülecek.
Oysa görevdeki cumhurbaşkanı, yeni cumhurbaşkanı göreve başlayıp atama yapana kadar başbakan yardımcılarından birini vekâleten atar ve muhtemel bir devlet hizmetinde aksama “tehlike”si de böylece önlenmiş önlenmiş olurdu.
Peki, ya başbakan istifa edip cumhurbaşkanı seçilemezse, rakibi seçilir ve başka bir kişiyi atarsa...
Kişiye özel bu kanun sayesinde böyle bir “ince tasfiye” ihtimali de ortadan kaldırılmış oluyor! Bu kanun Anayasa Mahkemesi’ne “eşitsizlik” nedeniyle takılmaz da yürürlüğe girerse 2012 yılında Çankaya’ya çıkacak kişi bugünden belli olacaktır.

