Futbolu da yok edin!

Kıbrıs var... Irak, Kuzey Irak var... Ekonomi var... Bir de futbol var. Futbolun hem spor olarak hem oyun olarak içerdiği estetik ve heyecan unsurlarını tekrar etmeye gerek yok

Haberin Devamı

Kıbrıs var... Irak, Kuzey Irak var... Ekonomi var... Bir de futbol var. Futbolun hem spor olarak hem oyun olarak içerdiği estetik ve heyecan unsurlarını tekrar etmeye gerek yok. Futbolun özellikleri ortaya çıktığı andan itibaren dünyanın en çok izlenen sporu da ortaya çıkmış oldu.

Futbol bir spordur, ama oyun olarak bir "şov"dur, "gösteri"dir.

* Bu gösterinin emekçileri izleyiciye 90 heyecanlı dakika yaşatmakla yükümlüdür. Bunun için ücret alırlar ve yüksek ücretler alırlar. Tek bir görevleri vardır o da insanlan eğlendirmek, coşturmak, rekabetin, yarışın zevklerini tattırmaktır.

* İnsanların bir yere ait olma, başka insanlarla birlikte olma güdüsünü de "taraftarlık" durumu karşılar.

Ama burada da yine esas olan "keyiftir, "zevk"tir, "heyecan"dır.

Sadece futbolcular değil, teknik direktörler, kulüp başkanları ve yöneticileri de bu "gösteri"nin parçalarıdır. Onların görevi de bu eğlencenin olabildiğince zevkli geçmesini sağlamaktır.

Bu "gösteri" niteliği dolayısıyla futbol bir endüstri dalına dönüşmüştür. Satılan bir mal vardır: Eğlence, heyecan, birlikte sevinmek ve üzülmek. Heyecanı ve eğlenceyi artırmanın yöntemlerinden biri de "star" yaratmaktır.

İzleyici bütün futbolcuları aklında tutamaz, ama "star" olabilenleri sıkı sıkıya izler. Bu da eğlencenin bir parçasıdır.

İnsanlar maça giderek, kulüp ürünlerini satın alarak, televizyona para ödeyerek bu eğlencenin karşılığını öderler. Ama...

Unuttukları zaman...
* Futbolcular, bir eğlence dalının emekçileri olduklarını unuttukları zaman...

* Yöneticiler sahadaki gösterilerin zevkli ve nitelikli olmasını sağlamakla yükümlü olduklarını unuttukları zaman...

* Teknik direktörler genç insanları geliştirmekle yükümlü emekçiler olduklarını unuttukları, kendilerini ordu komutanı zannettikleri zaman...

Futbol bizdeki durumuna gelir. Her maçta olay çıkar... Her maçta "seyirci", takımına zarar verip vermediğini düşünmeden "çıldırır"... Seyirciyi eğitmekle yükümlü "futbol yetkilileri" yangına körükle gider... Teknik direktörler takımlarını savaş yönetir gibi yönetir ve ilk hedef olarak en baştan hakemi seçer...

Televizyon kanalları anlayan anlamayan herkese mikrofon uzatarak, "tribüne oynayan" taraftar ya da yöneticilerin en sert sözlerini defalarca yayınlar... Futbolcu da, yönetici de, teknik direktör de herkesin televizyonda herşeyi açık açık gördüğünü "unutup" yalan söyler...

* Genç insanların örneği teknik direktördür, kulüp başkanıdır. Teknik direktör, kulüp başkanı ve yöneticisi utanmadan kameralara yalan üzerine yalan söylediği zaman genç futbolcu da yaptığı hareketin televizyonlarda "kabak gibi" görüldüğünü unutarak hakeme saldırır, yalan söyler... Tribünlere hakim olanlar da maç izlemeye değil savaşmaya gelen lümpenler olur...

Türkiye'de futbolun köküne kibrit suyu böyle ekilir.

DİĞER YENİ YAZILAR