Haberin Devamı
Fransa Devlet Başkanı Sarkozy, Türkiye’yi Avrupa Birliği’nden uzak tutma politikasında bir puan daha kazandı. Türkiye’den söz edilirken “tam üyelik”, “katılım” gibi sözcükler son zirve bildirisinden yok edildi.
Biz de hep birlikte Sarkozy’ye kızdık. Hükümet kızdı, Başbakan kızdı, iş adamları kızdı, bazı yazarlar da kızdı. Ancak kızarken yine “Fransa” diye kızdık.
Tabii ki Sarkozy Fransa Devlet Başkanı olarak ülkesini temsil ediyor ve dış politikada tam yetkili.
Ama Fransa Sarkozy’den ibaret de değil. Şu anda Dışişleri Bakanı olan eski sosyalist Kouchner bizden bazılarının sevdiği deyimle, “Türk dostu”dur ve AB üyeliğini desteklemektedir.
Sadece Fransa’ya değil, İngiltere, İtalya, İspanya gibi Türkiye’nin tam üyeliğini destekleyen ülkelere de bize sahip çıkmadıkları ve Sarkozy’ye karşı korumadıkları için kızdık.
Ama Türkiye için “2007 yılında sınırlı ilerleme sağlandı” denilirken Hırvatistan’ın sağladığı ilerlemelerden övgüyle söz edilmesine dikkat etmek gerekiyor.
Aslında bizler de son iki yıldır Avrupa Birliği “standartları”nın sağlanması yolunda önemli bir iş yapmadığımızı biliyoruz. Bu “iş”lerden sembolik anlamı olan ve Türkiye’nin “demokrasi iradesi”ni gösterecek olan 301’inci madde konusunda adım atmayan Başbakan ve AKP hükümetinin Fransa ya da diğer Avrupa ülkelerine kızmakta ne kadar haklı olduğunu da sormak gerekiyor.
AKP hükümetinin Avrupa Birliği’ne ve bu birliğin ana siyasi çizgilerini belirleyen ülkelere kızmaya fazla hakkı yoktur. Çünkü AKP hükümeti kendi sorumluluklarını yerine getirmeyerek, hatta önemli taahhüt konularında herhangi bir ilerleme sağlamak bir yana, bu defterleri kapattığı görüntüsü vererek kendi iradesi konusunda tereddüt yaratmıştır.
Burada tekrar bir soruyu sormak gerekiyor: AKP hükümeti Türkiye’nin AB standartlarında bir ekonomik, hukuksal ve toplumsal yapıya ulaşmasını istiyor mu istemiyor mu?
Kimilerinin öteden beri iddia ettiği gibi AB üyeliğinin bu şekilde askıda kalması yoluyla sadece kendine bir güvence ortamı yaratmaktan başka bir derdi yok mu?
AKP hükümeti, onun tepesindekiler ve de Cumhurbaşkanı Gül bu konularda açık tavır göstermedikleri sürece ne Avrupa ülkeleri ne de Türk halkı önünde inandırıcı olabilirler.
Siyasi hedefleri konusunda inandırıcı olamamış bir yönetim ile de AB standartlarının “Ankara standartları” olması mümkün değildir.
AKP hükümeti bu yolda sürekli ayak sürüyerek Türkiye’yi gelişmiş dünyanın dışında tutmak isteyenlere yardımcı olduğunu görmüyorsa, kimsenin söyleyecek bir sözü olamaz.

