Hafıza kaybıyla sürekli malul bir toplum halinde yaşamaya alıştık. Son örneğimiz, piyanist Fazıl Say’ın Türkiye’yi terk etmekle ilgili sözleri üzerine söylenenler.
Gerçi Fazıl Say’ın aslında ülkesini terk etmeyi düşünmediği, ancak toplumdaki bazı gelişmelere olan tepkisini göstermek ve insanların dikkatini çekmek için böyle konuştuğu başından belliydi. Okuma bilenlerin ya da okuduğunu anlamaya çalışanların bunu anlaması da kolaydı. Ama okuduğunu anlama konusunda da malul durumdayız.
Bir anda, “ülkesini terk etmenin ne kadar kötü bir şey” olduğu üzerine bağırış çağırış başladı. En fazla bağıranlar da bu vesileyle aydın ve sanatçı düşmanlığı bahanesini yakalayanlar oldu. Sanatçısından, aydınından, okur yazarından korkan bir toplumun en kaba temsilcileri çok sevindiler ve sevinçlerini gösterdiler.
Evet, hafızasızlık durumumuz oldukça vahim bir aşamada. Bu ülkenin yaklaşık 5 milyon vatandaşı ülkesinin dışında yaşıyor. Bu 5 milyon insan, kendi ülkesinde yani Türkiye’de mutlu yaşam koşulları bulamadığı için ülkesini terk etti ve dışarda yaşıyor. Dışarıya ekmeğini aramak için gitmiş olmaları da fark etmez. Nedeni ne olursa olsun, sonuçta bu 5 milyon insan kendi ülkesinde yaşama gerekçesini kaybetmiş ve “bir şeylerin” peşinde gurbete gitmiştir. Eğer Avrupa’dan o meşhur “serbest dolaşım” hakkı çıkarsa, yani Türk vatandaşlarına Avrupa Birliği üyesi ülkelere serbestçe yerleşme hakkı tanınırsa kapılara yığılacak insan sayısını tahmin etmek hiç de güç değil. Bunu bile bile görmezden gelmenin ve Fazıl Say üzerinden türlü çeşitli milliyetçilik gösterisi yapmanın adı iki yüzlülüktür.
Bir de Orhan Pamuk olayı var. Fazıl Say’ın sözleri birilerinin, özellikle de aydın düşmanlığı için her fırsatı değerlendirmeye çalışanların aklına hemen Orhan Pamuk’u getirdi. Orhan Pamuk’un aldığı tehditlerin, ölüm tehditlerinin onda birini, yüzde birini bu aydın düşmanlarının biri alsaydı, kim bilir suratı ne şekil alırdı.
Bu ülke uzun yıllardır aydın düşmanlığının merkez ülkelerinden biri oldu. Sovyetler Birliği’nde bir yazarın hapse atılması ya da kötü muamele görmesine üzülenler kendi yazarlarına yapılan muameleleri görmezden geldi. Burada kitap düşmanları kitabı bir suç aleti gibi gördü, gösterdi. Ama insanlığın bundan sonraki hayatında bunlar değil, o suç unsuru gibi gösterilen kitapları yazanlar hatırlanacak. İnsanlığı ileriye götürenler, kitabı suç olarak gören, Fazıl Say ya da Orhan Pamuk’a küfretmeyi marifet sananlar değil, o küfürleri yiyenler, hakaretlere uğrayanlar, tehdit edilenler, hapse atılanlardır.
Fazıl Say da Orhan Pamuk da kendi alanlarında dünyanın; Türkiye’nin değil, dünyanın en önemli kişileridir, onlara hakaret edenlerin ise kimler oldukları belli.
Her şeye rağmen bu ülkenin insanları da iyi bir geleceği hak ediyor. Bayramlar da iyi geleceği özlemeye ve bunun için ne yapacağımızı düşünmeye vesile olsun. Sınırlar açıldığında milyonlarca kişinin ülkesini terk etmek üzere kapılara yığılmayacağı bir ülke için umutlarımızı yitirmeyelim, enseyi karartmayalım. İyi bayramlar.

