Haberin Devamı
Yüzde 54’ün üzerinde bir evet oranı, muhalefetin referandum kampanyası dolayısıyla AKP’nin net bir başarısı olarak görülecek, Erdoğan bir kez daha açık bir galibiyet almış olacak.
Bu sonucun anlamı ve birinci sıradaki etkisi, on ay sonra yapılacak genel seçimlerden AKP’nin birinci parti olarak çıkmasının kesinleşmesidir. Tabii ki hiç beklenmeyen gelişmeler olmazsa... (Bunların neler olduğunu söylemeye bile gerek yok -belki de biraz var: Kalabalık yerlerde patlayan bombalar, siyasi cinayetler, PKK adına en vahşi terör eylemleri ve Türk halkının, bu şekilde yönetilemeyeceğine inandırılması...)
Seçim öncesinde on ay, ardından dört yıl, yaklaşık beş yıl daha -eğer demokrasi kuralları kimse tarafından çiğnenmezse- AKP için rahat bir iktidar dönemi daha gerçekleşmiş olacaktır.
“Farklı evet” olasılığının gerçekleşmesi halinde CHP ve MHP’nin gerginlik siyasetinin, BDP’nin boykotunun başarısız olduğu kabul edilecektir ve ortaya atacakları çeşitli gerekçeler, iddialar da inandırıcı olamayacaktır.
Buna karşılık bütün ülkenin bakışları her zamankinden çok daha fazla Tayyip Erdoğan‘a yönelecektir:
Cumhurbaşkanı Gül’ün görev süresi 7 yıl olarak kabul edilirse, Erdoğan onun ardından cumhurbaşkanı olmak isteyecek ve hükümet politikalarını buna göre mi düzenleyecektir?
Gül’ün görev süresi 5 artı 5 yıl olarak kabul edilirse, Gül’e ikinci dönemi için destek mi olacak, yoksa Çankaya’ya biraz daha erken mi çıkmak isteyecektir?
Ve bu isteğin iktidarın yönetme tarzına nasıl bir etkisi olacaktır?
Demokrasi bilincinde ve ruhunda önüne çıkan sınavları zaman zaman kaybetmiş ve ülkenin bir kesiminin “dikta eğilimlerine sahip olduğu”ndan ciddi olarak kuşkulandığı Erdoğan bu kuşkuları giderecek midir, yoksa toplumdaki bütün güç merkezleriyle kavgaya devam etmeyi, hatta kavgaları daha da büyütmeyi mi seçecektir?
Bu sorular kuşkusuz sürekli olarak sorulacak ve Erdoğan’ın “üzerindeki” demokrasi denetimi çok daha güçlü olacaktır.
Öte yandan da bir galibiyet daha almış olan Erdoğan’ın Kürt meselesi ve terörün sona erdirilmesi konularında, halktan onay aldığını düşünerek daha cesur adımlar atması olasılığı da vardır.
Bu durumda “farklı evet”in yarattığı kuşku ve soru işaretleri yok olmayacaktır, ancak giderilmesi de “sonuç alınması”na bağlı kalacaktır.
12 Eylül gecesi saat 21.00’de “yıktık çökerttik” diyen bir Erdoğan’la mı, yoksa son seçim gecesi çıktığı balkonda bütün ülkeyi kucaklayacağını vaat eden Erdoğan’la mı karşılaşacağız?
Bu soruyu, “evet” diyenler de soracaktır, sormalıdır.
Yarın: Farklı hayır

