Türk-İş’in 241 bin 153 kamu işçisi adına hükümet ile yaptığı pazarlık sona erdi, anlaşma sağlandı. Anlaşmayı yorumlamak için daha dün sabah sendika yöneticilerinin söyledikleri ile anlaşma hükümlerini yan yana koyup bakmak yeterli olacaktır.
Anlaşma sağlandığını ilan eden bakan, işçilerin “sokağa dökülmesinin” kötü bir şey olduğu, “kötü niyetlileri sevindireceği”, anlaşmanın sağlanmış olmasına “kötü niyetlilerin üzüleceği” gibi sözler söyledi. Bu bakan, dünyanın demokrasi ile yönetilen ülkelerinde işçilerin, işçileri temsil eden sendikaların taleplerini elde edebilmek için “sokağa dökülmeleri”nin temel bir hak olduğunu, işçilerin muhataplarına baskı yapmak için her imkânı kullandıklarını ve grev yapabildiklerini herhalde bilmiyor.
Bizdeki “demokrasi” kelimesini en fazla kullanan siyasilerin gerçekten demokrasinin geçerli olduğu ülkelerde işçi haklarının, sendikal hakların niteliği ile pek ilgilenmedikleri biliniyor.
Avrupa Birliği ülkelerinin tümünde sendikalar çok güçlü örgütlerdir. Gerektiğinde sokağa dökülür, gerektiğinde de iş yavaşlatır, grev yaparlar. Bizim demokrasimizde sokağa çıkmak “ayıp” olarak görülür, neredeyse “vatana ihanet”le bir tutulur. Bizim topal demokrasimizde sendikaların örgütlenme hakları ile grev hakları öylesine tırpan yemiştir ki, sendikacı sabah “ölürüz de kabul etmeyiz” dediğinin altına öğleden sonra imzayı atıverir.
Sendikaların işçi haklarını koruma ve geliştirme imkânı olmadığı için, çalışanların örgütlenme oranı sürekli düşer, bu da sendikaları biraz daha güçsüz hale getirir.
Türkiye’nin işçilerine atılmış bu “kazığın” altında, “beni halka sorun” diyen 12 Eylül’ün Devlet Başkanı Kenan Evren’in imzası vardır. Evren Bey, İstanbul’un büyük bir oteline bakarak “garson generalden çok kazanıyor” demiş ve faaliyete geçmişti...
Sendikaların güçsüz, işçilerin baskı grubu olamadığı bir toplumu yönetmek bütün siyasiler için daha kolaydır, bir dertten daha 12 Eylül askeri yönetimi sayesinde sıyrılmışlardır. Bunun bilincinde oldukları için, dakikada 10 kere “demokrasi” demelerine rağmen bu alanda herhangi bir adım atmazlar.
Kenan Evren, kendisi hakkında halkın karar vermesini isterken, Türk toplumunun hafızasının zayıflığına güveniyor olmalı. Haklıdır. Sendikacılar bile, bugünkü durumdan şikâyetçi olmadıklarına göre, işçilerin Evren’e destek vermesini dahi isteyebilirler. Ve birikmiş paraları da, grev gibi gereksiz işlerde harcama imkânı olmadığı için “tetkik gezileri” yaparak değerlendirirler.
Böylece topal demokrasi herkesi, komik zamlar alan işçiler hariç herkesi memnun etmiş olur.
H Yıllık iznimin bir bölümünü kullanacağım. Haftaya görüşmek üzere sağlıcakla kalın. O. G.

