Haberin Devamı
Silahların susması için dağdan inişlerin sağlanmasında belli “esneklikler” gösterilmesine ya da alıştığımız “katılıklar”dan vazgeçilmiş olmasına gösterilen tepkilerin arasındaki bir tepki çok net:
PKK militanlarına gösterilen “esnekliğin” neden Ergenekon davası sanıklarına da gösterilmediği soruluyor. Soruyu soranların haklı oldukları noktalar vardır.
Ergenekon davasında bir yıldan fazladır tutuklu olan ve şiddete karışmamış kişiler bulunuyor.
Bu soru karşısında yetkililer “yargının bağımsızlığı” gerekçesini öne sürüyor. Ama gerçekte Türk toplumunda “yargının bağımsızlığına” inanç en alt düzeyde.
“Demokratik açılım” kavramı ortaya atıldığında bunun bütün toplumu kapsayacak bir “barış projesi” olması gerektiği üzerinde durulmuştu.
En geniş toplumsal barışın güvencesi de başta yargı olmak üzere bütün “çifte standart”ları ortadan kaldırmaya çalışmak, bütün vatandaşların kendilerini eşit hissetmesini sağlamaktır.
Türk toplumundaki çatışma ve bölünme alanlarını artırmak yerine gerilimi düşürecek, “haksızlık” duygusunu azaltacak yöntemleri kullanmak siyasetin görevidir.
Eğer toplumun bir kesimi Ergenekon soruşturması yürürken bazı kişilerin haksızlığa uğradığını düşünüyorsa, bunu gidermek de siyasetin görevidir.
CHP ve MHP’nin tümüyle çatışma alanlarını büyütme siyaseti izlemeleri, DTP’nin de sorumluluğunu yerine getirmekte gösterdiği zaaflar barış sürecini zora sokuyor. Ancak barış sürecine inanmış olanların, bu sürecin başarıyla tamamlanmasını Türk toplumunun geleceği açısından en temel mesele olarak görenlerin de hangi güdü ve gerekçelerle olursa olsun, yeni bölünme alanları yaratılmasını engellemeleri zorunludur.
“İrtica ile mücadele belgesi” olarak anılan ve gerçekliği daha önce kanıtlanmamış olan “çalışma”nın orijinal bir parçasının böyle hassas bir dönemde ortaya çıkarılmış olması da yeni bir çatışma alanı yaratılmasına yarayacaktır.
Bu belge de yine bir kesim tarafından, “PKK’ya taviz verme sürecinde Silahlı Kuvvetler’in yıpratılması” faaliyeti olarak görülecektir.
Türkiye’de yaşanan süreci bir “topyekûn hesaplaşma” olarak görenler ya barış ve demokrasi sürecinin gerçek anlamını kavramamışlardır ya da bilerek sabote ediyorlar.
Bunun “topyekûn barış ve demokrasi” süreci olduğunu kavrarsak işler çok daha kolaylaşacaktır.

