On beş yıl kadar önce gazetelere konu olmayan bir olay değişik çevrelerde konuşulmaya başlandı. Yaşı 80’i aşmış büyükanneler çocuklarına, torunlarına aslında Ermeni olduklarını açıklıyorlardı.
Sağdan soldan böyle haberler geliyor, bunlar arkadaş sohbetlerinde konuşuluyordu. Tabii ki sayısını bilmek mümkün değil, ama hiç de az olmadıklarını geçen gün Bekir Coşkun kendi anneannesini yazarak hatırlattı.
Böyle olaylardan birini de biz yakından izledik.
Bir arkadaşımızın büyükannesi onu kenara çekmiş, ölüme yaklaştığını hissettiğini, Müslüman olmayı dilediğini söylemiş ve bir din adamı getirmesini istemişti. Bu büyükanne bütün dinlerin bayramlarını o dinlerin geleneklerine göre kutlar, o geleneklere uygun yemekler yaparmış; kendi odasında namaz kılıp dua da edermiş.
Arkadaşım ve ailesi büyükannenin isteği karşısında allak bullak olmuştu, ama dediği yapıldı, kendisi Müslüman olarak öldü, Müslüman mezarlığına gömüldü.
1910 civarında doğmuş, ailesini tehcirde kaybetmiş, bir Müslüman ailenin çocuğu olarak yetiştirilmiş ama kökenlerini de bilen bu büyükanneler yaşları 80’i aşınca ortaya çıkmaya başlamışlardı.
Tehcir sırasındaki yaşı kökenini hatırlamaya yetmeyenler de olmalı. Bunlardan birinin hikâyesi de şöyle: Bir Ermeni aile, gönderilirken komşu Müslüman aileye henüz iki yaşına basmamış küçük kızlarını bırakır. Ancak bu aile, yoldayken kaçmayı başarır. İstanbul’a gelir ve kendilerine yeni bir hayat kurarlar. Mütarekeden sonra da kızlarını almaya giderler. Kızın bırakıldığı aile ona bir Müslüman adı vermiştir, kendi çocukları gibi büyütmektedirler. Küçük kız anne baba olarak onları bilmektedir, yeni gelenlerle gitmemek için uzun süre direnir. Sonunda Ermeni aile kızını alır ve tabii ki eski adı ve kimliğiyle büyütür.
Öğrendiğimize göre, Ordulu o Müslüman ailede de onlarca yıl “küçük kızımızı keşke vermeseydik” diye konuşulmuş.
Eğer Ermeni aile kızlarını almak için geri dönmeseydi, bu küçük kız Hatice olarak büyüyecek, belki de çok önemli bir kişinin eşi Hatice Hanım olarak yaşayacak ve ölecekti.
Sonradan ailesi gelip almayan, alamayan çok küçük Ermeni kız çocuklarının sayısını bilmeye imkân yok tabii.
Fethiye Çetin, kendi olayını, anneannesinin Ermeni olduğunu öğrenişini, sonra ailesinin izini sürüşünü, “Anneannem” adlı kitabında anlattı.
Bu arada, Ermeni büyükannelerin ölümün yaklaştığını hissettiklerinde Müslüman olmak istemelerinin nedeni de ortaya çıktı.
Eğer “Ermeniyim” diyerek ölürlerse Ermeni mezarlığına defnedilecekler, bu da çocukları ve torunları için birçok zahmet anlamına gelecek.
Ama ölümün eşiğinde Müslüman olunca çocuklarını, torunlarını bu zahmetten kurtarmış oluyorlar.
Bunlar büyükanneler. Bir de “büyükanne” olamadan genç yaşta ölmüş kadınlar var ve kim bilir onların sayısı kaç...
Bunlar Anadolu’nun karmaşık tarihinin en özgün insan hikâyeleri olarak hatırlanmalı, anlatılmalı.

