Brüksel zirvesinden bugüne tam iki ay geçti. Avrupa Birliği ile görüşmelerin başlamasına 7,5 ay kaldı. Geçen iki ay içinde Ankara'nın havası, sanki tarih alınmasıyla birlikte her şey bitmiş ve bundan sonra yapılacak bir şey yokmuş havası.
Bu havayı "yorgunluğa" bağlayan görüşler var. Diyorlar ki "AB için hükümet çok çalıştı, yoruldu, böyle bir bekleme dönemini anlayışla karşılamak gerekir..."
Oysa "anlayış göstermek" için hiçbir gerçek neden yok ve olamaz da. Çünkü bir ülkenin yönetimi hiçbir zaman tek bir meseleye "takılmış" olarak çalışamaz. Ne Irak meselesi ne Kerkük meselesi ne de başka bir mesele Avrupa Birliği konusundaki "durgunluğun" gerekçesi olabilir.
* Ortada bir "erken yorgunluk" durumu olduğu belli. Ama bu yorgunluğun kaynağı, olsa olsa bundan sonra yapılması gerekenler, atılacak adımlar konusunda "vizyon tıkanması"dır.
Yorgunluğun en açık göstergesi, iki aydır bir "başmüzakereci" belirlenmemiş olması.
Hükümetin nasıl bir "müzakere süreci" yaşanacağı konusunda açık, net bir fikir sahibi olduğunu göstermesi gerekir.
Kuşkulananlar haksız mı?
* "Başmüzakereci" görevini üzerine alacak olan kişinin ve kadrosunun "müzakere alanı" ve muhatapları sadece Avrupa Birliği organları ve Avrupa kurumları değildir.
"Başmüzakereci"nin asıl müzakere edeceği kişiler ve kurumlar Türkiye'deki kişi ve kurumlardır.
* "Başmüzakereci" gerekirse ki sık sık gerekecektir, asıl kavgayı içerde yapacaktır.
Hükümetin bu açıdan neleri öngördüğüne ilişkin herhangi bir bilgi de yok. Ortadaki tek bilgi, iki aydır hiçbir şey yapılmamış olduğu.
"Başmüzakereci"nin eğer içerde kavga edebileceği, gerekenin yapılması için baskı kurabileceği bir etki gücü olmazsa, işte o zaman bitmez tükenmez bir müzakere süreci yaşanır.
* Bunun sonucu da, Brüksel zirvesi kararındaki "ucu açık" kavramının hayata geçmesidir. Yani AB "Türkiye'nin aslında gerçek bir uyum sağlama çabasında olmadığına" karar verecek ve kendi belirleyeceği şekilde görüşmeleri durdurabilecek, erteleyebilecektir.
* Türkiye'de varolan bir kuşkuyu AKP'nin bilmesi gerekir. Bu kuşku AKP'nin aslında Türkiye'nin AB üyesi olmasını istemediği ve bu süreci sadece "kullanmayı" amaçladığı yönünde.
İki aylık hareketsizlik ve "yorgunluk" bu kuşkuyu besledi ve halen de besliyor.
Türk halkının üzerinde en büyük ittifakla görüş birliği içinde bulunduğu bir konuda gösterilen bu tavrı "başka amaçlara" bağlayanlara da hükümet erkânının söyleyeceği bir söz olamaz.
Ortada çok açık bir durum var.
Erken yorgunluk
Brüksel zirvesinden bugüne tam iki ay geçti. Avrupa Birliği ile görüşmelerin başlamasına 7,5 ay kaldı. Geçen iki ay içinde Ankara'nın havası, sanki tarih alınmasıyla birlikte her şey bitmiş ve bundan sonra yapılacak bir şey yokmuş havası
Haberin Devamı

