Haberin Devamı
Uluslararası Basın Enstitüsü’nün İstanbul’daki toplantısında Başbakan Erdoğan konuştu, daha sonra da bazı sorulara cevaplar verdi.
Burada kendi laiklik anlayışıyla ilgili bazı tanımlar yaptı. Söyledikleri ne yazık ki laiklik konusunda zihni açık, kavramları netleştirmiş bir kişiye ait tanımlar değildir.
Türkiye, cumhuriyet devrimi sürecinde imparatorluk kalıntısı hukuk ve toplum düzenini değiştirirken Avrupa kökenli laiklik anlayışını benimsemiştir.
Bu laiklik anlayışı dinsel unsur ve örgütlenmelerin hukuki, siyasal ve toplumsal düzenin herhangi bir alanında etkili olmaması esasına dayanır. Bizde, “din ve devlet işlerinin birbirinden kesinlikle ayrılması” şeklinde bir özet tanımla anlatılmaktadır.
Başbakan’ın söylediği “devletin bütün inançlara eşit mesafede olması” niteliği de laikliğin önemli unsurlarından biridir. Bu da herhangi bir inanç topluluğunun kamu yönetiminde bu özelliğiyle etkili olmaması anlamına gelir.
Aslında bu temel tanımlardan bakıldığı zaman tümüyle Müslüman Sünni bir topluluğa göre çalışan Diyanet İşleri gibi bir kurumun da kaldırılması gerekmektedir. Kurumun adı Diyanet İşleri’dir, ama bırakın İslam dışındaki dinsel toplulukları, İslam’ın Alevilik gibi kolları bile bu devlet kurumunda temsil edilmemektedir. Bu durum da açıkça laikliğin temel ilkelerinden birinin çiğnenmesidir.
Gerçeklere baktığımız zaman, diğer dinsel toplulukların kendi inançlarıyla ilgili uygulamaları konusunda da tam bir özgürlüğe sahip olduklarını söylemek zordur. Bunlar bazı dolaylı yollarla engellemelerle karşılaşmaktadır.
Türkiye’de laikliğin tehlike altında bulunduğuna inananlar, özellikle AKP ve yönetici kadrosunun siyasal İslam kökenli olmasından hareket ediyor.
Erdoğan ne kadar inkâr ederse etsin, bu yönde kendi partisi içinden ya da ondan cesaret alanlardan bazı zorlama girişimleri olmuştur. Medeni Kanun’a sokulmak istenen “zina” maddesi bunun bir göstergesidir. Ayrıca birçok AKP’li yerel yöneticinin içki satılan yerlerle ilgili girişimleri olmuştur. Bunlar biliniyor. Tümü için AKP merkezi suçlu gösterilemez, ama merkezin kendi partileri içinde ve çevresindeki dinsel kökenli ayırımcılık girişimlerine karşı çok uyanık olması beklenmektedir.
O uyanıklık görülmediği sürece, bu kişilerin, çevrelerin ve bazı tarikat faaliyetlerinin AKP’de himaye gördüğü inancı ortadan kalkmadıkça da miting alanları dolmaya devam edecektir.
Erdoğan değindiğimiz çerçevedeki sorularla karşılaşınca kendine özgü bir laiklik tanımı yapmaya çalıştı. Buna hiç gerek yok. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin benimsemiş olduğu laiklik tanımı çok açıktır. O tanımla her oynama girişimi de yanlış olur.
Laikliğin, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerinden biri olan laikliğin tanımını beğenmeyenler olabilir. Ama bu tanımı esnetmeye çalışmak suçtur.
Başbakan konuyla ilgili birkaç temel kitabı okursa meselenin hiç de karışık olmadığını görecektir.

