Tayyip Erdoğan, 1994 yılında İstanbul belediye başkanlığı seçimini Erbakan’ın adayı olarak kazandı. AKP lideri olarak iki genel seçim, iki yerel seçim ve iki referandumdan tartışılmaz başarıyla çıktı.
Üçüncü genel seçimi de kazanmasının karşısında herhangi bir engel görünmüyor. Genel başkan değişikliğiyle bir heyecan kazanan ve ciddi beklentiler yaratan CHP halen zorlayıcı bir siyasi faaliyette bulunmuyor. MHP ise aynı noktada duruyor, hatta seçimde yüzde on baraj sorunu yaşayabileceği tartışılıyor.
Ankara’da bir süredir, bu rahat koşullar sayesinde Erdoğan’ın haziran seçiminde partisine hedef olarak yüzde 50’lik oy oranını belirlediği konuşuluyor.
Ancak Başbakan’ın en basit meselelere bile aşırı sert bir üslupla yaklaşması, bazen hakarete varan saldırılarda bulunması yüzde 50 oy hedefleyen bir siyasiden beklenen tavırlarla pek uyuşmuyor.
Bizim siyasi ve idari sistemimizde başbakanlar çok güçlüdür. Parti içi demokrasinin işlemediği bu sistemde partisi Meclis çoğunluğuna sahip başbakanlar çok geniş hareket imkânlarına sahiptir. Ekonominin hâlâ yarı-liberal yapısı, ekonominin hemen tüm alanlarında devletin ve belirleyici olması başbakanların gücüne güç katmaktadır. Kısaca bizdeki başbakanlar, Batı’nın demokratik sistemlerindeki başbakanlardan çok daha güçlüdürler.
Beş beçim, iki referandumdan başarıyla çıkmış, beş ay sonraki genel seçimden de birinci çıkacağı kesin bir siyasinin gücünü zorlaması, insani açıdan doğal bir “sapma” gibi görülebilir. Ancak Türkiye hâlâ hassas dengeler içinde değişmeye çalışan bir toplum.
Bu “hassas dengeler”in içinde haklı ve haksız korkular da var. Korkuların birincisi de sivil siyasi iktidarların kendilerini demokrasinin de üzerinde görme eğilimlerinin sık sık ortaya çıkmasıdır.
Şu anda Türk toplumu Erdoğan’daki bu eğilimi izlemekte ve tartışmaktadır. Erdoğan, başbakanlığı döneminde demokrasinin gelişmesini sağlayacak birçok önemli gelişmeyi sağlamış, ancak son dönemde bu siyasetin yerini her fırsatta kavga etmek ve toplumun değişik kesimlerinin tedirgin olmasına yol açan bir tavır almıştır.
Her iki seçmenden birinin oyunu almaya talip olan bir siyasinin bu hedefe ulaşması, ancak toplumun hiçbir kesimini tedirgin etmemesiyle mümkündür. Sürekli azarlayan, her fırsatta kavga eden, her eleştiriyi düşmanlık gibi kabul eden siyasilerin olumlu icraatları da çabuk unutulur, akılda yalnız kavgalar, gerilimler kalır.

