Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili hemen her yazının ardından şöyle bir suçlama geliyor: “Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını destekliyorsunuz...” Daha katı bazı okurlar da kamuoyu yoklamalarında AKP’nin açık ara önde olduğu yazıldığında, bunu AKP’ye destek olarak anlıyor.
Önce şunu söylemek gerekir: Dünyanın demokrasi ile yönetilen hemen tüm ülkelerinde yayın politikasıyla bir siyasiye ya da bir partiye, eleştirilmesi gereken yerde eleştirmeden “tam destek” veren tüm gazeteler bunun cezasını çekmişlerdir. Ceza, okurun güvenini kaybetmek, dolayısıyla okur kaybetmektir. Bunun örnekleri ülkemizde pek çok kez görülmüştür.
Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adayı olması ve seçilmesi ihtimallerini tahlil ederken “olsun” ya da “olmasın” şeklinde kesin ve taraflı kanaat belirtmek elbette mümkün. Ancak bunu söylerken okuru aydınlatmak, düşünme yollarını geliştirmek birinci görev olduğuna göre, verilen hükmü destekleyen kanıtları da aktarmak şarttır.
Erdoğan’ın rahat ve muktedir bir cumhurbaşkanı olmasını sağlayacak olan, gerçekte onu destekleyenler ve başta CHP olmak üzere bütün diğer muhalefet partileridir. Çünkü bu partiler, yine başta CHP olmak üzere, gelecek seçimde AKP’ye karşı etkili bir seçenek oluşturacak ve iktidara (yalandan değil gerçekten) aday olabilecek oluşumlara gitmekten kaçınıyor.
AKP’nin gelecek seçimde açık ara iktidar olmasını engelleyecek oluşumlar ve ittifaklar kurulması mümkündür. Bu basiret gösterilirse, “Erdoğan Cumhurbaşkanı, Gül başbakan, AKP tek başına iktidar” olasılığı zayıflayacaktır.
Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını engellemek ve onu farklı uzlaşmalara zorlamak isteyenler, bunun siyasi yollarını bulmakla yükümlüdür. Yoksa “Erdoğan cumhurbaşkanı olursa Türkiye mahvolur” diye her gün temcit pilavı kaşıklamanın hiçbir anlamı yoktur. Bu sadece bunu tekrarlayanları bir süre tatmin eder, görevlerini yaptıkları gibi bir duyguya sahip olurlar ama sonuç değişmez.
Bu arada, CHP’nin benimsediğinden kuşkulanılan “Erdoğan cumhurbaşkanı olsun ki biz de gerilimi tırmandıralım, hatta yeni bir 28 Şubat olayı yaratılsın ki biz de kıyısından iktidar koltuğuna ilişelim” mantığı aşırı ilkel bir siyasi taktik olarak, yine Erdoğan’a ve AKP’ye yarayacaktır.
Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı olasılığı üzerine nesnel tahliller yapmaya çalışanları “Erdoğan’ı desteklemek”le suçlayanların bu gelişmeye asıl desteği verenleri görmesi gerekiyor.
Şu andaki manzara, genel seçimde AKP’nin yine tek başına iktidar olması ihtimalinin güçlü olduğudur. Bu da Erdoğan’ı, eğer seçilirse, demokrasinin var olmadığı ya da aşırı ağır aksak işlediği dönemler dışında en rahat çalışan cumhurbaşkanı haline getirecektir.
AKP’ye seçenek olamayanlar; buna göre politikalar geliştiremeyenler ile küçük laf oturtmalarından ve sokak milliyetçiliğinden medet umarak siyaset yapanlar Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olma sürecinin en büyük destekçileridir.
not: Irak’taki kıyımlar
Sünniler Kerbela’ya giden Şiileri kitle halinde katlediyor. Şiiler de Bağdat’ın sahaflar çarşısını havaya uçurup karşı katliam yapıyor. Okul önlerinde, çarşıya çıkmış kadınların arasında bombalar patlatılıyor. Bu ne inanmışlıktır ki bunları canlı bombalar yapıyor. İslam tarihinde çeşitli mezhepler arasında savaşlar olmuştur. Hıristiyanlık tarihinde de farklı mezhepler arasında büyük savaşlar olmuş, insanlık dışı kıyımlar yapılmıştır. Ama şu anda, 21’inci yüzyılda insan aklına sığması güç olan kıyımları, Sünniler ve Şiiler Irak’ta birbirlerine karşı yapıyor.
Bu kıyımlar sadece egemenlik mücadelesi, petrol savaşı ya da bölünecek Irak’ın paylaşımı savaşı olmaktan çıkmış durumda.
İnsanlar sadece Sünni olduğu için ya da Şii olduğu için öldürülüyor. Bunun adını da dini kökenli soykırım olarak koymak gerekiyor. Kıyımları engellemeye kimsenin gücü yetmiyor. Ama bu durumun en başta Amerikan işgal güçlerine yaradığını iki taraf da görmüyor. Kimse de bunu açıklamaya kalkışmıyor.

