Haberin Devamı
Önemli bir araştırma, Metropoll tarafından geçen hafta açıklandı. “Endişeliler” başlıklı araştırmada ele alınan kesim de toplumun bu kesimi.
Endişenin “ana” kaynağı, hâlen “laik hayat tarzının tehlikede olduğuna” ilişkin kanaatler. Aynı “endişe”nin devamı olarak da toplumdaki “dindarlaşmanın artması” görülüyor.
Laikliğin tehlikede olmasıyla ilgili “endişe” bugünün meselesi değil. Daha 1950 yılında Demokrat Parti’nin bazı icraatları bu endişeyi ortaya çıkartmıştı. Ezanın Türkçeden tekrar Arapçaya çevrilmesi de “endişe”yi ortaya çıkaran en önemli karar olarak anılmaya devam ediyor.
“Endişe”yi besleyen olayların çokluğunun ya da azlığının, bazılarınınsa “münferit” olmasının önemi yok. Önemli olan, herhangi bir olayın yorumlanış biçiminin endişe yaratması.
Endişe varsa endişelenen haklıdır.
Metropoll’ün araştırmasında bir kesimin ekonomik sıkıntı veya kendi ekonomik durumlarındaki kötüye gidişle diğer endişeleri birleştirdiği de orta çıkıyor.
Bu araştırmayı, seçim kampanyası öncesinde bütün siyasilerin iyi okuması gerekiyor. Çünkü “endişeliler” arasında AKP’ye oy verenler de olduğu gibi, “askeri müdahaleyi” bir çözüm olarak görmeye devam edenlerin oranı da ciddiye alınması gereken bir düzeyde.
Siyasi iktidara talip olanların, seçim kazandıkları andan itibaren sadece kendilerine oy verenlerin değil, kendilerine oy vermeyen ve en karşı olanların da başbakanı, bakanı olabilmeleri, demokrasideki “uzlaşma”nın temelidir.
AKP, sekiz yıllık çoğunluk iktidarının, üçüncü genel seçimini kazanmaya çok yakınken hâlâ cumhuriyetin temel ilkeleriyle ilgili endişesi olanları, askeri müdahaleyi bile çözüm olarak görebilenleri “ikna” etmek zorundadır.
“Ne yaptık ki hâlâ endişelisiniz” türünden yakınmaların endişeleri gidermekte etkili olmadığı da bu araştırmadan net olarak anlaşılıyor.
Endişeliler arasında “demokrat” olanların “militarist” olanlara göre oldukça düşük oranda olmalarının kaynağının, sosyal demokratların ve genel olarak sol parti ve fikir hareketlerinin geleneksel devletçi ruhla siyaset yapmaları olduğunu görebiliriz.
Bu da sadece CHP açısından değil, kendini “sol” olarak niteleyen bütün siyasi parti ve hareketlerin de kendilerini “demokrasi” açısından gözden geçirmeleri gereğini ortaya koyuyor.

