AKP, demokratik düzeni, ülkeyi ılımlı bir İslam toplumuna dönüştürmek için kullanıyor mu?
AKP gerçek amaçlarını gizliyor, takıyye yapıyor mu?
Cumhurbaşkanı makamına siyasal İslam kökenli bir politikacının gelmesi ve Çankaya’ya türbanın girmesi laik düzenden geri dönüşü simgeleyen bir adım mı?..
Bu sorular AKP’nin tek başına iktidar olduğu 2002 yılından beri soruluyor. Toplumun bir kesiminin bu sorulara verdiği yanıt hep “evet” oldu ve o “evetler” Gül’ün cumhurbaşkanlığı söz konusu olduğu andan itibaren daha da katılaşmış görünüyor.
Laik düzenden geri dönüş anlamına gelen adımlar, çok partili sisteme geçildiğinden bu yana çeşitli şekillerde atılmıştır ve bu adımların ardında kendisini sağ diye niteleyen partiler olduğu kadar sol diye niteleyenler de vardır.
Arapça ezana geri dönüş, denetim dışı dinsel eğitime kapıların açılması, imam hatip okullarıyla paralel bir dinsel eğitim sistemi yaratılması, türbanın dinsel bir simgeye dönüştürülmesi gibi faaliyetler Demokrat Parti ile başlamış olsa da, askeri yönetimler dahil olmak üzere hemen bütün iktidarlar tarafından sürdürülmüştür. Örneğin devlet televizyonunda dini yayınlar yapılmasını solcu Ecevit başlatmıştır.
Geçen yarım yüzyıla bakıldığında, AKP hükümeti döneminde bu açıdan daha fazla faaliyet ve çaba gösterildiğini söylemek zordur ve haksızlık olur.
Ancak özellikle yerel yönetimler eliyle yapılan dinsel içerikli “gösteri” niteliğindeki bazı faaliyetler ciddi şekilde dikkati çekmiştir.
AKP ile ilgili kuşkular daha çok partinin yönetiminde bulunan siyasilerin ve liderlerinin kökenleriyle ilgilidir. Bu siyasi kadro Erbakan’ın siyasi İslam hareketleri ve örgütleri içinde yetişmiştir. O yüzden toplumun bir kesimi için önemli bir kuşku kaynağıdır, olmaya da devam edecektir.
Son seçimde de dinsel kökenli örgütlenmelerin, cemaatlerin AKP’yi desteklediği biliniyor. Bu cemaatlerin ve siyasal İslam kökenli toplulukların da AKP’den bazı beklentileri olabilir. Hatta bu çevreler AKP hükümetinin kendilerine daha hoşgörülü davranmasını bekleyerek bazı güç gösterilerine de girişebilir, örgütlenmelerini daha da yaymak isteyebilirler.
Ancak AKP’ye oy verenlerin tümünün bu çevrelerin etkisi altında olduğunu söylemek de mümkün değildir.
Tabii ki dinsel örgütlenmelerin faaliyetlerinin sınırları hem anayasal düzen hem de yasalar açısından bellidir. AKP’nin bunlara ne ölçüde destek vereceğini şimdiden söylemek zor. Ancak henüz işlenmemiş suçlar için suçlu tayin etmek temel insan haklarına aykırıdır.
AKP’nin kadrolarında yaptığı yenilenme ve partiyi biraz daha merkeze konumlama çabaları en kuşkulu kesimin endişelerini gidermeye yetmedi.
O endişeleri gidermek kolay değildir ama en başta Tayyip Erdoğan’ın ve Abdullah Gül’ün bunu sağlamak için her şeyi yapmaları şarttır.

