Avrupa liderlerinin Türkiye'ye görüşme tarihini biraz belirsiz bir şekilde, 2004 yılı sonuna vermiş olmalarının geçici bir sonucu Türkiye'deki dar görüşlü ve sorumsuz çevrelerin seslerini yükseltmeleri olacaktır.
Nitekim birkaç ufuksuz ve kompleksli ses hemen çıkmıştır. Ama bu seslerin kısılmasını ve yok olmasını sağlayacak olan, yine Türkiye'nin yürüyüşüne devam etmesidir.
Türkiye rayına oturdu
Avrupa Birliği maratonunun ardından birkaç açık sonuç çıkarabiliriz.
Türkiye sonuçta "raya oturmuş"tur. Bu ray da bellidir, yol da bellidir. Türkiye'nin siyasal ve hukuksal reformlarına devam etmesinin hiç kimseye bir zararı olmayacak, tam tersine, bu yolda sağlam yürüyüş sürecektir.
Hükümet ve AKP'liler son diplomatik maratondan alınlarının akıyla çıkmışlardır. Yaptıkları siyasi çıkartma, arkasına geniş bir toplumsal destek almış, sonuçta birkaç ay önce, bir yıl önce kimsenin tahmin etmediği bir sonuç alınmıştır.
Avrupa kamuoylarında, özellikle Almanya ve Fransa kamuoylarında Türkiye imajı hiç de parlak değildir. İskandinav ülkelerinde ise yerleşmiş önyargılar vardır. Buna şaşırmamak gerekiyor. Türkiye uzun yıllar bu ülkelerin medyalarına, dolayısıyla kamuoylarına hep "zam, zulüm, işkence, yolsuzluk, çete, faşizm, fundamentalizm, hapisane, kitap toplatma, yazar hapsetme" gibi kavramlarla birlikte yansımıştır. Bu kamuoylarının da haklı ya da haksız edindikleri imajları, yargıları silmek için Türkiye'nin biraz daha çaba göstermesi gerekmektedir.
"Milli dava"nın ötesinde
Türkiye, son birkaç aydır birkaç hızlı hareket yapmış olmasına rağmen Kopenhag kriterleri denilen demokrasi ilkelerinin tamamına ulaşmış değildir. Şu anda Meclis çalışmaktadır ve çalışmaya devam etmek zorundadır.
Bunun yanı sıra "uygulama?" denildiği zaman sorun kalmadığını gösterecek somut adımların da atılması, bunları hazmetmemiz ve hazmettiğimizi göstermemiz gerekmektedir.
Kıbrıs meselesi, Türkiye'nin ya da Denktaş'ın "milli dava" sözünün ötesinde bakmak zorunda olduğu bir meseledir. Bir Kıbrıslı Türk dün şunu söyledi: "Denktaş yine müzakere için süre istedi. Peki 28 yıldır ne yapıyordu?" Bir başka Kıbrıslı Türk de şunu söyledi: "Hem Türkiye hem de Kıbrıs Türk toplumu çağdaş medeniyet toplumuna uzanmalıdır."
Kıbrıs meselesini, Türkiye ile Yunanistan yine Avrupa Birliği platformu üzerinde halledeceklerdir. Bu mesele artık Denktaş ve grubuna, Klerides ve grubuna bırakılmadan çözülecektir.
İki yıl çabuk geçer!
Türkiye'nin herhangi bir şekilde moralini bozmasına ne gerekçe vardır ne de gerek vardır. Başbakan Abdullah Gül'ün Kopenhag'da yaptığı basın toplantısındaki üslubu bu açıdan çok açıktır. Eğer hükümet moralini bozmazsa, toplum da bozmaz.
Ve 2004 aralığı göz açıp kapayıncaya kadar gelir.
Asıl herkesin bunu aklında tutması ve buna göre çalışması gerekiyor.
En iyi değil ama iyi
Avrupa liderlerinin Türkiye'ye görüşme tarihini biraz belirsiz bir şekilde, 2004 yılı sonuna vermiş olmalarının geçici bir sonucu Türkiye'deki dar görüşlü ve sorumsuz çevrelerin seslerini yükseltmeleri olacaktır
Haberin Devamı

