Başbakan Erdoğan, dün Suriye Devlet Başkanı Esad ile birlikte açıklama yaparken yine dayanamadı ve “monşerler” diye söz edip dışişleri mensuplarını “azarladı”.
Erdoğan, başbakan olmanın tadını “azar makinesi”ne dönüşmekle çıkarıyor olmalı.
Basını azarlamasına artık alışıldı; sanayicileri de azarlıyor, küçük ve orta boy müteşebbisleri de azarlıyor, bakkalları da azarlıyor, sendikaları da azarlıyor.
“Monşerler” dediği diplomatları azarlamasının nedeni, anlaşılan, bazı emekli diplomatların tam kendisinin istediği şekilde beyanlarda bulunmamış olmaları.
Ancak şu anda başbakanlık koltuğunda oturduğuna göre biliyordur; dış politikaları hükümetler çizer, diplomatlar o politikaların gereklerini yerine getirir.
Başbakan, kendisinden önceki dönemlerde dış politikaları diplomatların oluşturduğunu sanıyor olmalı ki, kendisine gelene kadar bu alanda herhangi bir başarı elde edilemediğini söylüyor.
Erdoğan aynı konuşmada “halkın istediği dış politikayı uyguladıklarını” söyledi. Halkımızın neyi istediğini nereden tespit ettiği bir yana, “popülizm” şahikası olan bu lafın aslında kendilerinin dış politikaya hâkim olmaktan çıktıklarının itirafı olduğunu da birilerinin Başbakan’a anlatması gerekiyor.
Gazze’ye yardım gemisi olayında, İsrail’in yaptığını, İsrail’den başka savunan yok. Silahsız dokuz kişinin öldürülmesinin en kaba devlet terörü olduğuna kuşku yok. Dünya da bunu belirtiyor. Ama Başbakan hâlâ rahatsız.
Rahatsızlığın kaynağı, Türkiye’nin radikal sağında yer alan “Milli Görüş” grubunun bu operasyonu başarıyla gerçekleştirmiş olması ve AKP’yi de peşinden sürüklenmek durumunda bırakması olabilir.
Ama asıl rahatsız olunması gereken durum başka. Batı dünyasında, Avrupa ve ABD’de AKP hükümetinin dış politikada “eksen kaydırmaca” durumunda oluşu çok daha yaygın şekilde konuşuluyor.
Örneğin Filistin’de seçim kazanmış Hamas’a iktidarın verilmemesini sürekli olarak kınayan Erdoğan, İran’da son yapılan seçimde dökülen kanı, muhaliflere yapılan eziyetleri, dünyanın bunları duymaması için bütün iletişimin kesilmesini bir kez bile konu etmemiştir.
Filistin’de Hamas için demokrat olup, İran’da Ahmedinejat için suskun kalınca bu demokratlığın ne menem demokratlık olduğu sorusunu sormak da herkesin hakkıdır.
Darfur katliamının baş sorumlusunun neden Türkiye’de hüsnü kabul gördüğü de sorulur ve cevabı beklenir.
Türkiye’nin “eksen kaydırmaca” hattına sokulmasının yaratacağı bütün sonuçları Erdoğan bu öfkeli ve hissi haliyle değerlendirmiyor olabilir, ama aşağıladığı “monşerler”i dinleme cesaretini gösterirse, karşılaşılacak maliyetleri o da öğrenebilecektir.

