Haberin Devamı
Erdoğan’ın Meclis’in çalışma programını, Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişiklikleriyle ilgili kararının ertesine kadar uzatmasının yanlış anlaşılacak bir tarafı yok.
Temmuz ayı başında Anayasa Mahkemesi değişiklikleri “şekil” yönünden görüşecek.
Mahkeme’nin burada görüşeceği “şekil” Anayasa’nın 4’üncü maddesindeki, ilk üç maddeye ilişkin “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” hükmüyle ilgilidir.
Mahkeme’nin, paketteki bazı maddelerin değiştirilemeyecek ilkelere aykırı olmaları dolayısıyla ve “teklif edilemez” ilkesine dayanarak değişikliği “yok” hükmünde sayması büyük olasılıktır.
Anlaşıldığı kadarıyla AKP kurmayları ve Erdoğan da aynı kanaatte ki, buna karşı tedbir almak yoluna gitmişlerdir.
Anayasa Mahkemesi, bir paket, tek bir “öneri” halinde olması dolayısıyla değişikliklerin tümünü birden iptal edebilir.
Bu durumda 12 Eylül’de yapılacak olan referandum da yapılamaz.
Eğer Mahkeme, paketi ayırır ve sadece tartışmalı maddeleri iptal ederse, 12 Eylül’de referanduma gidilecektir ve referandumunun sonucu da bellidir. Muhalefet partileri iptal edilmemiş maddelerle ilgili “hayır” kampanyası yapmayacağına göre, referandum heyecansız geçecek ve “evet” çıkacaktır.
Bu konuda herhangi bir kavga çıkması ya da AKP hükümetinin referandumdaki “evet” i bir siyasi dayanak olarak kullanıp kullanmaması, katılım oranına bağlı olacaktır. Her durumda katılımın yüzde 50’nin üzerinde olması ve “evet” oylarının da yüzde 60-70’lerde, hatta daha üzerinde çıkması da doğaldır.
Temmuzun ilk haftasında Anayasa Mahkemesi’nden iptal kararı çıkması halinde Erdoğan’ın “erken seçim” kararı alması kaçınılmaz olur. Belki Erdoğan seçimin “erken seçim değil, biraz öne alınmış seçim” olması için süreyi bir miktar daha uzatabilir.
Bu güdük tartışmaların ötesinde Başbakan’ın aslında kendisini bir seçim havasına soktuğu son konuşmalarından anlaşılıyor. Neredeyse her gün konuşan Erdoğan, her konuşmasında aynı hedeflere saldırıyor ve sürekli olarak CHP-MHP-BDP-İmralı ittifakından söz ediyor.
Seçimin erkene alınmasının AKP açısından avantajlı bir yanı da CHP’nin yeni yönetiminin henüz yerleşmekte oluşu ve siyasi bir hareket başlatmakta ağır kalmasıdır.
Ekim ayında seçime doğru gidilirken, yine önemli bir bilinmeyeni daha akılda tutmakta yarar var. O da Anayasa Mahkemesi’nin kararına göre Başsavcı’nın AKP için dava açıp açmayacağı sorusunun hâlâ ortada olduğudur.

