Dünyanın sorunu Filistin

Haberin Devamı

Filistin meselesi, Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyadaki bütün halkların acılarla yaşamalarına yol açan en temel meseledir. Sadece Filistin halkı değil, sadece Filistin’le din birliği hassasiyetlerinin etkilediği halklar değil, İsrail halkı için de bu mesele acılarla yaşamanın adı olmuştur.

Filistin meselesi, siyasi İslam’ın yükseldiği yakın döneme kadar esas olarak hep “sol duyarlılık”larla öne çıkmıştır. Filistin direniş örgütlerinin meseleyi dünyaya mal etmek için yaptıkları terör eylemlerine Batı’da sol siyasetler destek verirken Batı kamuoylarının meselenin önemini algılamaları da zaman almıştır.

Ankara’nın resmi politikaları da aynı nedenlerle Filistin meselesine mesafeli durmak olarak özetlenebilir. Filistin direniş örgütlerinin kamplarında Türkiye’den sol görüşlü gençlerin de askeri eğitim almaları, birçok Türk gencin bu savaşta can vermeleri de Ankara’nın mesafeli durma tercihini beslemiştir.

Ankara’nın dış politikada, en yakın komşularla ilişkilerde bile, en yakın sorunlarda bile “hiçbir belaya bulaşmama” stratejisinin bölgesel sorunlara “soğukluk” halinden çıkması, bir ölçüde Turgut Özal ve birinci Körfez Savaşı dolayısıyla gerçekleşmiştir.

***


Etkili bir bölgesel güç olma koşullarındaki önemli eksikler de kuşkusuz Ankara’nın dış politika hatlarında aktif olmasını engellemiştir.

Erdoğan hükümetlerinin dış politika meselelerinde eskiye göre oldukça atak tavırlar alması, içerideki siyasi gücüyle birlikte temel ekonomik sorunların geride kalmış olmasına dayanmaktadır.

Türkiye’nin bölgede “barışçı” ve “demokratik dönüşümlerin destekçisi” olarak “bölgesel güç” olmasının önemini Batı da görmüştür.

Bu açıdan Türkiye’nin İsrail konusundaki avantajı da siyasi İslam’ın Anti-semitik, Yahudi düşmanı söylemine kapılmamış olmasıdır.

Türk siyasiler bu konuda bazen ölçüyü kaçırsa da gerekli düzeltmeler hemen yapılıyor.

Ankara, İslamcı yönetimlerin ve örgütlerin dilinden farkını ortaya koyduğu sürece gerçek anlamda ve dünyanın desteğini sağlayacak bir “bölgesel güç” olma potansiyelini artıracaktır.

Diğer yandan da bu potansiyelin kelepçesi yine Türkiye’nin içindedir. “Bölgesel güç” pozisyonunun kalıcı olabilmesi için nüfusunun en büyük bölümü Türkiye toprağında yaşayan bir bölge halkıyla ilgili sorunun çözülmesi şarttır.

Filistin halkının ve İsrail halkının, Suriye halkının ve Irak halkının barışçı geleceklerinin inşasına katkıların etkili olabilmesinin, kalıcı olabilmesinin en temel koşulu hâlâ içeridedir.

DİĞER YENİ YAZILAR