Dünyanın geleceği ve biz

Haberin Devamı

Yıllardır bazıları “küresel ısınma” diye bir şeyden söz ediyor. İnsanlığa ve insanlığın geleceğine yön verdiğini düşünenlerse o söylenenleri duymuyor.

Sonunda dünyanın ısındığını kendimiz hissettik ve durumun farkına varır gibi olduk. Dünya kirlendi, kirlendikçe doğal dengeleri bozuldu ve “kıyamet” ihtimali görünmeye başlandı.

***


Uyaranların konuşmalarını izledikçe, yazılanları okudukça “biz ne yapıyoruz” diye sormamak elde değil.

Evet, biz ne yapıyoruz, nelerle ilgileniyoruz?

Biz kendimizi kapatmış, türban savaşları yapıyoruz.

Dünyayla ilişkimizi kesmişiz, kendimize yapay bir dünya yaratmışız ve bu kendi küçük dünyamızda kendi kendimize vakit geçiriyoruz.

Küresel ısınma dünyanın sonunu gösterirken, en başta bizim susuz kalacağımızın yeni farkına vardık. Aslında tam da varmadık, çünkü meseleye günlük tedbirlerle çözüm getirmeye çalışıyoruz. Daha doğrusu, çözüm getirmeye çalışmıyoruz yine vakit geçiriyoruz.

Susuzluğun ne anlama geldiğinin tam farkına varmıyoruz, çünkü bu kadar suyun ortasında bulunduğumuzu daha yeni anladık.

***


Olağanüstü hal ilan edilmesi gereken asıl meselenin susuzluk ve eli kulağındaki İstanbul depremleri olduğunun bilincine varmış değiliz. 1999 depremi ve daha önceki onlarca deprem bile bizi uyandırmaya yetmedi.

Susuzluk konusunda ve deprem konusunda yapılabilecek olanların hiçbirini yapmamış olduğumuzu görmedikçe gelecek kuşaklara bir ülke bile bırakamayacağımızı da anlamış değiliz.

***


Susuz bir ülkede, yıkılmış bir ülkede, ekonomisi bitmiş bir ülkede bugün atılan nutukların hiçbirinin bir anlamı kalmayacak, “Bir Türk dünyaya bedel” de olmayacak, sadece dünyanın yardımını bekleyen bir topluluk halinde kalacağız.

Kadınların türban ya da mayo giymesinin de bir anlamı kalmayacak. Susuz bir ülkede, yıkılmış bir ülkede ne yaptığımızı bile anlayamayacağız.

***


Bu ülkeyi kendi elimizle susuz bıraktığımızı, aslında kendi elimizle yıktığımızı anlamayacağız ve yine “ilahi güçler” diyeceğiz, Tanrı’nın bizi neden bu kadar ağır cezalandırdığını tartışacağız.

Gerçek sorunlara, gerçek büyük sorunlara kulaklarımızı tıkayarak günü kurtarmaya bir kere alışmışız; ne susuzluğa karşı gerçek planlar yapabiliriz ne de İstanbul ile birlikte yok olabilecek ülkemizi gerçekten kurtarmanın yolunu düşünebiliriz.

DİĞER YENİ YAZILAR