Cumhurbaşkanı, Kürt meselesi hakkında ardı ardına mesaj verirken, konuyla ilgili olarak “kurumlar arası uyumun sağlandığını” da söyledi. Bunu, “belli bir yol haritası üzerinde anlaşma sağlandığı” şeklinde anlamak fazla iyimserlik olmaz.
DTP’liler ilk kez bir “milli” kutlamaya aktif olarak katılarak, “uyum” beklentilerine uygun davranmaya hazır olduklarının işaretini verdiler.
Aynı anda, Kürt sorunu konusunda geleneksel devletçi tutumunu sürdüren CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın Radikal’den Murat Yetkin’e verdiği beyanat, CHP’nin “uyum” içinde olacağını gösteriyordu.
Böyle iyimser bir ortama girildiğinde, kimilerinin asli görevi bu ortamı bulandırmak şeklinde ortaya çıkıyor. Bulandırma bu kez de 5 DTP’li milletvekilinin çeşitli beyanatları dolayısıyla mahkemede ifade vermeye çağrılmaları şeklinde kendisini gösterdi. Ankara’da kimileri 15 yıl önce yapılmış vahim bir yanlışı bir kez daha tekrarlama niyetinde olduklarını, bu 5 vekili Meclis’ten alıp Adliyeye götürme girişimiyle belli ettiler.
Meclis Başkanı ve Adalet Bakanı, bu çirkinliğin bir kez daha yaşanmaması için çaba gösteriyor. Ama burası Türkiye, her an birkaç polis Meclis’in kapısına dayanır ve 5 vekili “zorla götürme” emirlerini sallayabilirler.
Bu görüntünün sadece kendisi bile, Türkiye’de demokratik gelişme ve temel vatandaşlık haklarının, özgür siyaset yapabilmenin hâlâ pamuk ipliğine bağlı olduğunu savunanları yine haklı çıkaracaktır.
Bu durumda, “milletvekili dokunulmazlığı” konusunda da vahim bir çifte standart örneği ortaya çıkmış olacak. Uzun süredir tartışılan milletvekili dokunulmazlığı, bazı vekillerin trafik suçu ya da ticari suçlar nedeniyle ifade vermesini bile engellerken bazılarının siyasi beyanları dolayısıyla “zorla götürülmesi”ne göz yumacaksa, böyle bir dokunulmazlığın hukuki olarak da hiçbir açıklaması olamaz.
1994’te yaşanan olay Türkiye’yi en az on yıl geri götürmüş, topluma on yıl kaybettirmiş, ülkeyi dünyaya rezil etmiştir.
Aynı olayı bir kez daha tekrarlarken, eski uygulamaların hepsini unutarak “kanun böyle” demek hukuken hiçbir inandırıcılık taşımayacaktır.
Her demokratik gelişme “birilerini” rahatsız ediyor, korkutuyor; bunun üzerine o gelişmeyi engelleyecek tuzaklar planlıyorlar. Bugüne kadar zayıf siyasi iradeler sayesinde çok da başarılı oldular, umuyoruz bu kez başarılı olmazlar.
*****
BÜYÜK BİR ÖZÜR
Dünkü yazımızda, yazının başlığındaki “Ne darbe ne şeriat” gibi olması gereken ifade, birden fazla kez “ne darbe ne demokrasi” şeklinde yer almıştır. Yazının bütün anlamını bozan bu dalgınlık tümüyle bana aittir. Bütün okurlarımızdan ve bu sözü bize hatırlatarak ülkenin geleceğine ciddi bir katkıda bulunan rahmetli Türkan Saylan’dan özür dilerim.

