Türkiye, şu anda tam anlamıyla bir "dörtlü kuşatma" altındadır. Kuşatmanın birinci ayağı Avrupa Birliği'dir. Dolayısıyla bu, gönüllü olarak girilen bir kuşatmadır. Birliğin en ağırlıklı ülkeleri Türkiye'nin istediği bir hareket yönünün ortaya çıkması için çeşitli taleplerine karşılık beklemektedirler.
Ve burada "ikinci kuşatma" konusu ortaya çıkmaktadır: Kıbrıs. Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki durumu bellidir. Ancak hem Avrupa Birliği hem de Amerika bu meselenin artık dünyanın ve Avrupa'nın gündeminden çıkması konusunda en kararlı tavrı göstermektedir.
Stratejik zorunluluk...
Üçüncü kuşatma, iki yıldır mecburen katlanılan bir kuşatmadır ve yine ucu Amerika'dadır. Bu Uluslararası Para Fonu'nün kuşatmasıdır. Yeni hükümetin durumu, görüşleri ve devam eden programda meydana gelebilecek "delikler" konusunda IMF de tekrar kuşatma durumuna geçmiştir. Ortada Türkiye'ye açılmış 30 milyar doların üzerinde bir kredi vardır ve IMF bu kuşatmasını sürdürmek zorundadır.
Dördüncü kuşatma da yine ABD imzalıdır. Konu bu kez Irak ve Saddam Hüseyin'dir. İkinci Irak savaşının hedefi net olarak belli olmuştur ve bu ülkenin tümüyle yeniden yapılandırılması söz konusudur. Strateji böyle olunca da Türkiye'nin hem askeri hem siyasi hem de uzun vadeli hedefler açısından "işin içinde" olması gerekmektedir. Bu kuşatmada ABD'nin yanında ingiltere de bulunmaktadır.
Kendimiz ettik!..
ABD hem IMF'in fiili "patron"udur hem de Kıbrıs'ta çözüm sağlanması için en etkili ağırlığı oluşturmaktadır.
İngiltere Irak ve genel olarak Ortadoğu politikalarında hem ABD'nin en yakın müttefikidir hem de Kıbns konusunda "garantör" dür. İngiltere aynı zamanda Avrupa Birliği'nde "mütereddit" Almanya ve Fransa'nın Türkiye'ye ilişkin tavrını değiştirtebilecek tek güçtür.
Düğümler birbirine bağlanmıştır. Bunları birbirinden ayırmak artık Türkiye açısından mümkün değildir. Kuşatmanın dörtlü hale gelmesi elbette birçok güçlüğe yol açmaktadır.
Biraz geriye dönüp bakarsak üç kuşatma konusunun Türkiye'nin kötü yönetilmesi nedeniyle bu noktaya geldiğini görebiliriz. Ekonominin kötü yönetimi IMF kuşatmasını getirdi. Kıbrıs konusunda aktif ve etkili politikalar izlenmemesi yine Kıbrıs'ı bu en son anda kuşatma alanına dönüştürdü.
Bunlara bir de Avrupa Birliği için kaçırılmış olan trenleri ve heba edilen zamanlan eklersek ortaya "kendimiz ettik kendimiz bulduk" görüntüsü çıkar.
Kuşatma hızlanacak
Ama sonuçta olan olmuş, bütün kritik konular, Türkiye'nin geleceğini belirleyecek dört temel konu birbirine bağlanmıştır.
Bu dörtlü kuşatmanın içinden çıkmak için eskimiş, kaba bakış açılarından, düz mantıklardan sıyrılmak ve inisiyatif kullanmak gerekmektedir. Bu dörtlü kuşatma da AKP hükümetinin "acemilik" dönemine rastlamıştır. Bu nedenle "kuşatıcılar" da hızla duvarlan örmektedir.
Böyle bir dönemde Türkiye'nin, örneğin türban gibi tıkız ve anlamsız konularla uğraşmaya ne zamanı vardır, ne de bunlara enerji harcayabilir.
Dörtlü "kuşatma"
Türkiye, şu anda tam anlamıyla bir "dörtlü kuşatma" altındadır. Kuşatmanın birinci ayağı Avrupa Birliği'dir. Dolayısıyla bu, gönüllü olarak girilen bir kuşatmadır.
Haberin Devamı

