Diyarbakır yolu

Süleyman Demirel'in DYP'si 1991 seçimlerinde birinci parti oldu. Erdal İnönü'nün liderliğindeki SHP ile koalisyon kurdu. Ve iki lider, ilk gezilerinde birlikte Diyarbakır'a gitti

Haberin Devamı

Süleyman Demirel'in DYP'si 1991 seçimlerinde birinci parti oldu. Erdal İnönü'nün liderliğindeki SHP ile koalisyon kurdu. Ve iki lider, ilk gezilerinde birlikte Diyarbakır'a gitti.

Demirel ve İnönü'nün şu sözü o günlerde bazı çevrelerde tepki görmüştü: Kürt gerçeği.

Mesut Yılmaz, iktidar ortağı olduğunda, Avrupa Birliği üyeliğine dönük bir politika izlerken "AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer" demiş ve büyük tepki almıştı.

Tansu Çiller de bir yurt dışı gezisinden dönerken, ağzından "Bask modeli" diye bir söz kaçırdı ve karşılaştığı tepkiler üzerine büyük telaş ve panik içinde sözünü geri aldı.

Onlardan önce de Turgut Özal bazı şeyler söylemeye çalışmış ama çok çabuk vazgeçmişti.

Bunlar, son 20 yılda Türkiye'yi yönetenlerin temel bir konunun üzerine giderken gösterdikleri cesaretsizliğin en açık örnekleridir. İyi niyetli bütün cabalar, radikal sağdan gelen önyargılı ve cahilce tepkilere kurban edilmiştir.

AKP üç yıla yaklaşan iktidarı boyunca Kürt meselesiyle ilgili olarak önemli adımlar atfa. Bunların Avrupa Birliği "talepleri" gerekçesinin arkasına saklanması bir açıdan içerde rahatlık yarattı. Kürtçe kurslar, Kürtçe yayın gibi konular, yasalardaki birçok antidemokratik hükmün temizlenmesi, hep Avrupa'nın "sırtına yıkılarak" çözülmüş meselelerdir.

"Avrupa Birliği böyle istiyor" diye ileriye dönük adımlar atan siyasi iktidarların bu adımları gerçekten benimseyerek mi atbklan hep kuşku uyandırmaya devam edecektir. AKP de bu kuşkudan henüz sıyrılmış değildir.

Kararlılık ve cesaret
Avrupa Birliği'nin temsil ettiği "ileri düzen"! gerçekten benimsemek ve Türkiye için istemekle, böyle bir toplum düzeninin ülkemizde kurulacağına inanmadan genel bir "AB üyeliği" kavramını kullanarak durumu idare etmek çok farklı şeylerdir.

Özal da Demirel de İnönü de Yılmaz da birer adım atmaya teşebbüs ettiler ama hızla geri çekildiler. Onların gösterdikleri bu irade eksikliği sorunun çözümü bakımından daha çok zaman kaybına neden oldu.

Eğer Türkiye 1983'te Kürt meselesini açık açık konuşmaya başlamış olsaydı, PKK gelişmekte zorlanacak, yaşanan birçok sıkıntıdan kaçınmak da mümkün olacaktı.

Tayyip Erdoğan'ın yolu Diyarbakır'a düştü. Bu yolda cesaretle ve gerçekleri konuşarak, açık konuşarak, açıkça tartışarak ilerlemek hâlâ mümkündür.

Bunca acı deneyin ardından vardığımız nokta yine Türkiye'nin cesur ve iradeli politikacı eksikliğidir.

Diyarbakır yoluna düşmek kolaydır. Ama toplum, o yolda devam edilmesini sağlayacak irade ve basiret gösterildiği takdirde yapılanı anlayacak ve destekleyecektir. Eğer bundan önce de olduğu gibi atılan ilk adımın arkası gelmezse toplum o politikacının arkasından gitmeyecektir.

DİĞER YENİ YAZILAR