Genellikle seçim dönemlerinde ortaya çıkan konulardan biri de ülkemizdeki Alevilerin durumudur. Propaganda dönemi geldiğinde bu mesele hemen parlar, Alevilerin oylarına göz dikmiş siyasi partiler Alevilere şirin görünecekleri nutuklar atmaya girişir ve listelerin görünür yerlerine adı bilinen Alevi vatandaşları yerleştirirler.
Bu işler olurken yine Alevi vatandaşların cemevleriyle ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yapısı, çalışmasıyla ilgili şikâyetleri ortaya çıkar.
Bunlar da genellikle haklı şikayetlerdir. Çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı’nın geleneksel çalışma tarzı sadece Sünni Müslümanların temsiline ve onlara hizmet götürülmesine dayanmaktadır.
Bunlar konuşulur ama yine asıl soruna teğet geçilir, o soru açık olarak sorulmaz. Soru şudur: Bugünkü yapısıyla bir Diyanet İşleri Başkanlığı’na gerek var mıdır?
2006’da devlet bütçesinden Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan pay 1.3 katrilyon liradır. Bu para yetmemiş, 145 trilyon daha fazla harcanmıştır.
2007’de de Diyanet İşleri Başkanlığı 2.7 katrilyonluk bütçesi ile, aralarında İçişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da bulunduğu birçok bakanlığı “sollamıştır”.
85 bin cami ile 100 binden fazla din görevlisi Diyanet’e bağlıdır. Bu, ciddi boyutta büyük bir örgüttür.
Bugün geçerli olan sistemde devlet cami yaptırmamakta, camileri bölge halkının kurduğu “cami yaptırma dernekleri” ya da yerel yönetimler yaptırmakta, böyle bir dernek kurulup faaliyete geçtiğinde kamuya ait bir arazi tahsis edilmekte ve cami tamamlandığı zaman Diyanet İşleri buraya din görevlisi tayin edip ücretlerini ve diğer giderlerini devlet bütçesinden karşılamaktadır.
Adının anlamına ve kapsamına uygun olarak “din”le ilgili bütün hizmetleri yerine getirmesi gereken Diyanet İşleri’nin görev alanı içinde Aleviler gibi azınlık mezheplerinden ve Hristiyan ya da Musevi dininden vatandaşlara hizmet vermek yoktur.
Bu yapının bugün cumhuriyetimizin temel ilkelerinden olan “laiklik” kavramıyla bağdaşmadığını savunanlar arada bir çıkar, ama bunlar da susturulur.
O zaman asıl soruyu soralım ve başka bir öneri getirelim:
İsteyen vatandaşlar, bugün olduğu gibi, ibadethanelerini kendileri yapsın, bu amaçla kurulan dernekler de gerekli araziyi devletten istemesin, kendisi bulsun. İnşa ettiği ibadethanenin zaman içinde bakımını, onarımını, yenilenmesini yine bu dernekler üstlensin. Görevlilerin ücretlerini ve diğer giderlerini bu dernekler karşılasın, uygulanacak standartları Diyanet İşleri belirlesin.
Cami, cemevi, kilise ve sinagogları Diyanet İşleri denetlesin. Bunu yapabilmek için de bünyesinde gereken her din ve mezhepten uzmanlar çalıştırsın.
Camileri yaptıran derneklerin istihdam edeceği din görevlilerinin mesleki niteliklerini, Diyanet İşleri Başkanlığı belirlesin ve bu görevlilerin belirlenmiş niteliklere uygun olup olmadığını denetlesin.
Buna bağlı olarak; nitelikli din görevlisi yetiştirilmesi için imam hatip liseleri hemen asıl işlevlerine döndürülsün ve temel eğitimi sağlam, insanlara önderlik etme görevi de bulunacağı için sadece dini bilgilerle değil her bakımdan donanımlı, eğitimli görevliler yetiştirsin.
Diyanet İşleri tüm ibadethanelerin kurallara uygun ve düzgün yapılmasını, buralarda görev yapacak din görevlilerinin niteliklerini, çalışma koşullarını belirlesin ve denetlesin.
Bu yapı ve öneri sanki bugünkü laiklik anlayışımıza daha uygun gibi geliyor, yani devleti büyük ölçüde din işlerinin içinden çekiyor.
Laiklik bu değil midir?

