Haberin Devamı
Seçim dönemlerine girildiğinde, “oy deposu” olarak görülen kesimlere siyasi partiler “toplu çıkarmalar” yapar. Bu kesimler arasında önemli olanlardan biri de Alevilerdir.
Siyasilerin, siyasi iktidarların seçim için harekete geçtikleri zamanlarda da ortaya “Alevi açılımı” sözü çıkar. Aslında bu sözün kendisi de bir anlamda “itiraf”tır. Demektir ki, “Biz Alevilere dönük bir şey yapmadık şimdi onları dinleyeceğiz ve sorunlarını gidermeye çalışacağız...”
Yine geçmişe baktığımız zaman bu “Alevi açılımlarının” seçimlerin ardından derhal unutulduğunu da görebiliriz.
Aleviler bugün de Ankara’da neler istediklerini tekrar anlatacaklar. Bir bölümünün istekleri “dini”dir, bir bölümünün isteği ise “laiklik talebi”nden kaynaklanıyor.
“Dini istekler” arasında bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Alevi inancının da temsil edilmesi, Alevi din adamlarının da devlet görevlisi olarak bu çatı altında maaş almaları bulunuyor.
Laikliği öne alan kesimin taleplerinin başında ise Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması geliyor.
Diyanet İşleri örgütlenmesi, cumhuriyetin ilk döneminde dini cemaatlerin denetim altında tutulması için düşünülmüştü. Bu örgütlenme zaman içinde tümüyle bir “Sünni” örgüte dönüşmüş, fiilen belli cemaatlerin denetimine geçmiştir.
Klasik “laiklik” tanımında Diyanet İşleri gibi bir örgüt yoktur. Bir tek dinin ve bunun bir tek mezhebinin temsil edildiği, din görevlilerinin maaşlarının bütün vatandaşların verdiği vergilerle ödendiği bir sistem yürürlükte olduğunda gerçek anlamıyla laiklikten söz etmek zordur.
Alevi toplumuna, “ayrımcılık” yapıldığı zaten “Alevi açılımı” sözüyle doğrulanmış oluyor. Ancak bundan sonra “açılım”ın içeriği pek anlaşılamıyor.
Bugüne kadar görülen yaygın uygulama genellikle Alevi toplumunun önde gelen isimlerinin parti “vitrinlerine” yerleştirilmesinden, milletvekilliğine getirilmesinden ibaret kalmıştır. Bu yola giden siyasi partilerin sayısı çoğaldıkça da Alevi toplumunun tek partiye oy kullanan bir “depo” olma özelliği azalmıştır.
AKP, Alevilerin Diyanet İşleri örgütlenmesi içine katılmasını sağlayabilir. Alevi “dedesi” olarak tespit edilen kişilere Sünni din görevlilerine olduğu gibi maaş verilebilir, cemevleri camilerle eşit muamele görebilir. Ancak bütün bunların anlamı laikliğin güçlendirilmesi değil, devletin din işlerinde daha “etkili” olmasıdır.
Devletin bütün din ve inançlara, hatta inançsızlıklara aynı mesafede durması laik sistemin temel ilkesidir. Bu ilkenin gerçekten hayata geçmesi için de bugünkü Diyanet İşleri sisteminde radikal değişiklikler yapılması gerekir.

